Karganın adı Betty’ydi. Şöhreti yakalamasına ramak kalmıştı. Oxford Üniversitesi’ndeki bir grup bilim insanı, Betty’nin kafesindeki bir teli gagasıyla almasını, yakınlardaki bir nesne yardımıyla bu teli bükmesini ve kancaya benzer bir alete çevirmesini hayretler içinde izliyordu.

Bir Annenin Mücadelesi: Rabiye Kurnaz Bush'a Karşı Bir Annenin Mücadelesi: Rabiye Kurnaz Bush'a Karşı

Bu kanca sayesinde Betty, plastik bir boru içindeki leziz ete ulaşıp onu dışarı çekmeyi başardı. Öğle yemeğini gagasının hakkıyla kazandı.

Betty’nin bu kısacık gösterisi herkesi hayrete düşürdü. Bu karga nasıl oluyor da bu kadar karmaşık bir sorunu bu denli basit bir şekilde çözebiliyordu?

Aslında Betty öyle ilk anda sanılanın aksine pek de sıradışı bir karga sayılmazdı. Bundan birkaç yıl sonra yapılan araştırmalar Yeni Zelanda’nın kuzeyindeki Yeni Kaledonya adasındaki bu tür kargaların müzmin bükücüler olduklarını ortaya koydu. Vahşi hayatta sürekli bir şeyleri büküyorlardı. Yeni Kaledonya kargaları nesiller boyu yemek toplarken yumuşak dalları kanca gibi bükmeyi öğrenmişlerdi. Yani Betty’nin gösterisi bir dehanın dışavurumundan çok, gelişmiş doğasının bir ifadesiydi.

Aslında gerçekte neyin önemli olduğunu düşününce hayvanları bir zekâ sıralamasına koymak son derece gereksiz bir uğraş. Asıl mühim olan, hayvanların kendi ekolojik ortamlarına ne kadar uyum gösterebildikleri.

Kargaların zekâsının analizi, hayvanın doğal tarihinden bağımsız olarak düşünülemez. Yeni Kaledonya kargaları, alet kullanabilen insan haricindeki tek tür değiller asla. Şempanzeler, papağanlar, timsahlar ve hatta yengeçler dahi bu beceriye sahipler.

Hayvan zekâsı birbirinden olağanüstü olguların ortaya çıkmasına izin veriyor. Bir goril insan dilini tanıyabiliyor, anlayabiliyor. Bir karga bulmaca çözebiliyor. Bir papağan şaka yapabiliyor.

Doğa notaları veriyor olabilir, ama müziği yapan hayvanların beyinleri. Aklın sınırları el verdiğince.

 Kaynak: BBC