Sevgili okuyucular,

Barış ve refah ortamını isteyenler, karşıtlarından daha çoktur!  Ülkemiz insanları, Anadolu, Kürt coğrafyası,  bu topraklar üzerinde yaşayan herkes barışa susamışlardır. Barış ülkemizde yaşayan tüm insanların ortak tutkusudur.

30 yılı aşkın süredir, ülkemiz topraklarında, Anadolu da, Kürt coğrafyasında kirli savaş olağanüstü boyutlarda devam etmekteydi. Resmi rakamlara, Türkiye Cumhuriyeti'nin açıklamalarına göre, ’50 bine yakın’ insan yaşamını kaybetmiştir. Bir o kadar insan yaralanmış ve travmalarla yaşamlarını devam ettirmektedirler. Ülke ekonomisi muazzam bir yıkımla karşı karşıya kalmıştır.

Bu anlamsız savaşın kurbanları genellikle yoksul halkın çocukları olmuşlardır. Savaş baronları sadece kârlarına kâr katmakla meşgul oldular. Yerkürenin her köşesinde genellikle savaşın mağdurları, yoksul halk ve emekçiler olmaktadırlar.

Ülkemizde, Anadolu da, Kürt coğrafyasında savaşın son bulması, bir nebzede olsa, savaş ortamından uzakta, silahların susması için bir adım atılmıştır.  Barış süreci başlamış, barış olmasına ilişkin umutlar yeşermiştir.

Kürtlerin sorunları ve sorunları doğrultusundaki talepler belki de yeterince karşılanmaya bilir. Ama barış rüzgârlarının esmesi, barışın bir nebzede olsa sağlanması, Kürtlerin sorunlarına ilişkin çözüm kapılarının açılması demektir.

Kürtlerin sorunlarının çözüme yönelik adımların atılması, aynı zamanda ülke genelinde demokratik adımların atılması anlamına gelmektedir.

Ülkemizde demokratik adımların atılması, Kürtlerin özgürleşmesi, Türklerin, Ermenilerin, Lazların, Yahudilerin, Rumların vb. özgürleşmesi demektir. Türk ve İslam olmayan etnik kimliklerin, inançların özgürleşmesi ve kendilerinin daha iyi ifade etmeleri demektir. Alevilerin, farklı inanç gruplarının taleplerinin bir nebzede olsa yerine gelmesi demektir.

Kürtlerin özgürleşmesi, emek cephesinin, sendikaların özgürleşmesi, kamu çalışanlarının emeklerinin karşılığını alması demektir. Köylülerin, esnafın daha rahat ortamda yaşaması demektir.

Kürtlerin özgürleşmesi, savaş ortamından nemalanan sermaye çevrelerinin çıkarlarına çomak sokmak demektir.

Bu betimlemeyi çoğaltabiliriz.  Savaş ve savaş karşıtları arasında, makasın, barışı savunanların lehine, savaşı savunanların aleyhine açıldığını bilmemiz gerekmektedir.

Bu nedenlerle derim ki, barış isteyenler, inadına savaş isteyenlerden daha çokturlar. Bugün sesleri arzuladığımız gibi çıkmazsa da, barış rüzgârları barışı isteyenlerden yana esmektedir.

Unutmayalım ki, ‘’doğudan esen sıcak rüzgâr, batıdan esen soğuk rüzgârı’’ alt edecektir.  Bugün savaş taraftarı olanların, tüm provokasyon ve sabote girişimlerine rağmen, barış isteyenler kazanacaktır.

İnadına barış arzularımızı yüksek sesle haykıralım! Sokakları, meydanları, salonları savaş ‘naraları atanların’ insafına bırakmayalım!

Barış, inadına barış, özgür ve demokratik bir Türkiye soğanlarımızı dilden dile dolaştıralım! 

04.03.13



- - - - -