“Şimdi kış

ölümün vaktidir derler

Ve tecrübelerimden bilirim

kışın ölene söverler

Kusura bakma ölüm

ben arkamdan sövdürmem

Bu randevuya asla gelmem” -Erol Zavar;Ölümü Ektim Randevu Yerinde-

***

Kış, serpiştiriyor kar!

İnsanlar daha önce yapabildiği her şeyi yeniden yapabilmeyi umudetmekte!

Böyleyken; ‘bugün-yarın’ diye beklenilen günler uzaklaştıkça uzaklaşmakta.

İnsan her açıdan biçilirken, böyle bir biçkiyede mi alıştık bu dünyada?

“Adaptasyon” süreci mi bu? Neye?

Belirsizliklere mi? Belirli olmasını istediğimiz ne?

Ellerime bir zarf düşüyor böyle bir dünyada, bu soğukta. Hayret, gelmiş, dopdolu hem de!

SELAMIN dahi bir ‘hazine’ addedildiği bir yerden hem de!

Hazineyi tutuyorum ellerimde ve savuruyorum kıymetini bilenlere....

Ve bağırmak istiyorum çığlık çığlığa; “Dışarıdayız, unutmayın, dışarıdayıııız” diye!

***

Erol Zavar; 1969 doğumlu ve 2001’den beri hapishanede.

Defalarca ameliyat olduğu mesane kanserinin ardından, kalbinden diğer organlarına; listelere sığmayacak denli çok hastalıkla mücadele etmekte. Birkaç hafta önce hücrelerine yapılan saldırı, yaşadıklarının kaçıncısı!

Eşi ve kızının Ankara Katliamı’nda yaralandığı dönemlere dek; nice mahpusun hayatına eklenen böylesi hikâyelerle dolu hayatı... daha eklenecek olanlar da cabası...

***

Pandemi döneminde; bırakalım içeride yaşanan insan hakları ihlallerini, dışarıya bir SELAM göndermenin bile mahpuslar için bir “hazine” niteliğinde olduğu dönemlerdeyiz. Bu yüzden, binlerce mahpustan, sadece onlarcasından alabildiğim SELAMLARDAN sadece bir tanesini iletmek dahi; benim için de bir “hazine” niteliğinde...

Yurtdışında yaşayan bazı eski mahpuslar; ellerinden geldiğince Türkiye’deki yoldaşlarına maddi katkı sunmaya çalışıyorlar. Pandemi döneminde gönderilen bu katkıya; mahpuslar bir teşekkür iletmek istemişler. Ve bu teşekkürlerinin elime geçmesi 5 ayı buldu.

Erol Zavar’ın yolu, sürekli yazıştığım yoldaşım Ali Gülmez’le buluştu. Bolu F Tipi’ne sürgün edilen ve 3 yıldır orada konaklayan Ali Gülmez’le aynı blokta; “bir top atışı” mesafedeler. Ali Gülmez, kendisine gönderilen maddi katkıları, yakın mesafedeki tüm ‘blokdaşları’yla da paylaşmış. Bolu F Tipi Hapishanesi’ne bugüne dek hiç kestane alınmamış ve diğer dilekçeler yetmiyormuş gibi, 3 yıldır sürekli kestane dilekçesi verip durmuş. Nihayet kantine kestane alınmış ve Ali Gülmez semaver üzerinde pişirdiği kestaneleri; her hücrede, her bir kişiye bir tane düşebilecek biçimde dağıtmış.

Mahpuslar yıllar sonra ilk kez, tek bir kestane yiyebilmişler!!!!

Erol Zavar da; iğne oyası gibi titiz bir işçilikle, hem bana, hem de onlara maddi katkıda bulunan arkadaşlara bakın nasıl hediyeler göndermiş....

***

“Memleket bildiğin gibi. Hak peşinde koşanlar ya şaki ya celali... Korona Salgını’yla birlikte tecrit biraz daha koyulaştı. Hastahaneye hiç gitmiyoruz. Revire de 2 ya da 3 ayda bir çıkarıyorlar. Politik dergileri neredeyse hiç göremiyoruz. Abonesi olduğunuz dergileri alacağız dediler, bunlar da ‘kurum güvenliğini tehlikeye sokacak ifadeler taşıdığı’ gerekçesiyle yasaklanıyor. Son olarak hapishane içerisinde tutsaklar arasındaki kitap alışverişini de yasakladılar. Bir tutsağa kitap göndermek istiyorsam, onu dışarıya postalamalıyım. Dışarıdan ona postalanmalı! Saçmalığı görüyorsun değil mi? Hapishane böyle saçmalıkların normalleştiği bir yere dönüştü.... Ulaşabildiğin tüm dostlara SELAM.”

Ve bütün bunlara rağmen; “Sağlığım iyi, biz iyiyiz” yazmış, Erol Zavar!!!

Cemal Süreya’dan, KISA TÜRKİYE TARİHİ’ni de eklemeyi unutmamış:

Şelaleye

Düşmüştür

Zeytin’in Dali;

Celaliyim

Celalisin

Celali

***

Kış, kar durdu. İnsanlar evlerine çekildiler.

Ellerindeki telefonlardan, evde neler yaptıklarını fotoğraflayıp fotoğraflayıp paylaştıkları hayatlarına geri döndüler.

Bir SELAMIN yazılı olarak bizim ellerimize dokunması ise 5 ayı aldı...

Bu hazinenin değerini düşürmeyenlere, böyle direnenlere bin SELAM.

 Yüreğimizin SELAMLARLA çarpmaktan vazgeçmemesi umuduyla...

Bu hazinenin değerini düşürmeyenlere, böyle direnenlere bin SELAM.

Yüreğimizin SELAMLARLA çarpmaktan vazgeçmemesi umuduyla...