Eleştiriyi sevmememizin en önemli nedeni onu salt yergi olarak anlamamızdan kaynaklanır. Bunun siyasi kültürden alınma boş bir safsata olduğunu söylemek yanlış olmaz. Genel tanımlaması içerisinde eleştirinin yergi ile hemen aynı seviyede övgü de içermesi genel ilke olmak zorundadır. Yanicesi eleştiri denilince ilk akla gelen hem övgü hem de yergi olarak anlaşılması gerekliliğidir. En olumlusu tabi dengenin eşit olması ilkesinin uygulanmasıdır. Eleştirinin gücü dalga kıran olmaktan tutalım, avangardist bir içerikle yüklü olmasının yanısıra, etliye sütlüye dokunmayan, tatlı su dokundurmaları olarak da karşımıza çıkabilir. Hatta eleştiri dünyasında dalkavuk boyutlarında yalaka yaltakçı yazıların varlığına da denk gelinmiştir.

 

            Edebiyatımızın köklü, kalıcı, saygın ve resmi görüşlere alternatif eleştirmenler çıkartamamasının ana nedenleri arasında ülkemiz aydınlarının özgür ruh ve düşünce anlayışına uzak ve mesafeli olmalarını söylemek umarım bir küfür olarak anlaşılmaz. Nasıl uzun yıllar boyunca hapislerde yatan şairler, öykücüler, romancılar bir karşı duruş, farklı bir estetik anlayış, toplumcu, muhalif bir gelenek yaratmışlarsa aynısını eleştirmenler tayfasında bulamamak bu tespitin kanıtı olmaya yeter de artar bile. İktidar ile aynı düşünen biri, sisteme ve gidişata alternatif fikirler üretemeyen birileri eleştirmen olamaz. Gücünün farkına varmayan eleştirmen kendisine inanmayan ve güvenmeyen eleştirmendir. Neden bizden kendilerine inanmamızı beklerler, bu da sorgulanmalıdır. Yarattıkları kültür ortada. Yani eleştirmenlere de eleştirel yaklaşmak zorundayız.

 

            Eleştirmenlerin heykeli dikilmez. Bu onların doğruyu söyledikleri için sevilmedikleri anlamına gelir. Bizde sevilmeyen eleştirmen olmadığına göre eleştirmen yok demektir. Yayıneviniz yoksa eleştirmeninizin olmaması da doğaldır. Her türlü özgürlüğe açık bir yayınevi ismi var mı ülkemiz yayın tarihinde. Değil on, yirmi, yüz, tek bir yayınevi göstermek neredeyse olanaksız. Kâr, kazanç, teşvik ve yasaklarla çelişmeme kaygısı hem yazar hem de eleştirmen çıkarmamakta en büyük engellerden biridir. Yayıneviniz yoksa özgür irade üzerinde yükselen eleştirmeninizde yok demektir.

 

            Bir ülke düşünün uluslararası arenada ismi sayılabilecek tek bir eleştirmeni olmasın. Eleştiri yazıları okunmuyorsa eğer suç eleştirmenlerin olduğu kadar orada kültür ve sanat politikaları yapan zavallı fikir fukaralarını da görmek gerek. İktidara dalkavukluk yapmak için binbir cambazlık yaparak sadece enseyi kalınlaştırabilir, göbeği büyütebilirsiniz, ama edebiyatın, kitabın sevilmesini, kök salmasını, okur oranını yüzde onlara çıkartmak istiyorsanız kesenin ağzını açmasanız bile özgür düşünceye kapılarınızı açmak zorundasınız.

 

            İşte tam da bu yüzden bizim gibi toplumlarda her yazar aynı zamanda eleştiriye de yakın olmak, eleştiride bulunmak, onun geliştirilmesi için düşünce ve yazı üretmek zorundadır. Bu çürük geleneğin yıkılması dışarıdan etkiler, devletin müdahalesi, uyduruk yabancı kültürlerin müdahalesiyle olanak dahilinde değildir. Çözüm içten gelen, toplu bir yazarlar atılımı ve katılımıyla ancak gerçekleşebilir. Buna ancak her türlü özgürlüğü en azından zihinsel anlamda yakalayanlar yaklaşabilirler veya sıcak bakarlar.

 

            Eleştiriyi bırakalım, eleştirilmeyi bile sevmeyen birinden değil eleştiri dünyasına, yazarlık, edebiyat dünyasına dahi zerre kadar bir fayda gelmez. Okuduğunu anlamayan, anladıklarını anlatamayan birisinin iyi bir anlatıcı olacağını söylemek oldukça abartılı bir söylemdir. Eleştiriyi salt edebiyatçıların ihtiyacı gibi anlamak da yanlıştır. Gazetecilerin, tiyatrocuların, radyocuların, reklamcıların, hatta devrimden önce veya sonra devrimcilerin bile kendilerini geliştirmek istiyorlarsa, farklı bakış açılarını da dinlemeleri, eleştiriye olumlu yaklaşmaları yine kendi yararlarınadır. Bunun olgunlukla, esneklikle değil, olması gereken doğal zorunluluklarla ilgisi vardır.

 

            Eğer gelişmek ve geliştirmek istiyorsak eleştiriden korkmayalım. Kapılarımızı açalım, onu sevelim, sevdirelim derim.

 

            17.03.2013

 

          www.criticus.eu

 


Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Avrupa Postası'nın kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
Hasan Burgucu 6 yıl önce

“Eksik gediklerimizi bize gösterenler, ÖZ DÜŞMAN'larımız bile olsalar, onlara en derin teşekkürlerimizi borçlu oluruz. Yanlışımızı göstermekle, mânen veya maddeten ölmedikse, yanlışlarımızı düzeltmemize, olgunlaşmamıza, daha güçlü yaşamamıza yol açtıkları için, düşmanlarımız bize en büyük DOSTLUĞU yapmış demektirler. Uyarmak, uyandırılmak gücümüze gitmemeli. Acı da gelse, hoşumuza gitmeli. Hekimlikte 'ACILAR' iştah açıcı sayılırlar.” Hikmet Kıvılcımlı

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner67

banner68

banner71

banner62

banner3

banner73

banner57

banner11

banner56

banner51

banner14

banner58

banner82

banner27

banner59

banner81