Terkoğlu'nun yazısındaki "2020 yılının istatistiklerine göre Avrupa’da, nüfusa oranla en çok cezaevinde yatan kişi Türkiye’de. 300 bin insandan 65 bini uyuşturucu nedeniyle içeride. İçicilerden çok satıcıların hapse girdiği hatırlanırsa, Adalet Bakanlığı rakamları bile, uyuşturucunun yaygınlığını ortaya koyuyor." ifadeleri dikkat çekti.

Barış Terkoğlu'nun bugünkü yazısı şöyle:

"Kimse bulamasın diye saklıyorsun. Zamanla unutuyor, sen bile bulamıyorsun.

Pazartesi akşamı Kılıçdaroğlu konuştu. Türkiye’de uyuşturucunun nasıl yayıldığını, çocuk yaşa düştüğünü, baronların ise iktidar tarafından korunduğunu anlattı. İçişleri bakanı ayağa kalktı. Jandarmadan Emniyet’e, “Bize hakaret edemezsin” mesajları paylaşıldı. Oysa Kılıçdaroğlu’nun açıklamasına bakıyorum. Ne Emniyet’i ne jandarmayı itham var. Belli ki sorumluluğunu saklamak isteyen hükümet, güvenlik kurumlarını kalkan yapıyor.

İSTANBUL’UN İDRARINDA UYUŞTURUCU

Sahi neyi reddediyorlar?

Bilim kimin haklı olduğunu gösteriyor. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Adli Tıp Enstitüsü, geçen yıl bir çalışma yayımladı. Aslında çok basit. Bir uyuşturucu kullanıldıktan sonra posası dışkıyla vücuttan atılıyor. Bilim insanları, bu nedenle, durumu görmek için, kanalizasyon atıklarından numuneler aldı. Projeyi cumhurbaşkanının kızının yönetiminde olduğu Yeşilay da destekliyordu. İstanbul için çıkan sonuç felaketi anlatıyordu. Stockholm’de 25.3, Berlin’de 8.1 miligram çıkan bin kişideki Metamfetamin, İstanbul’da 120 çıkıyordu. İstanbul, bütün uyuşturucuların kullanımında üst sıralardaydı.

Sadece bu kadar değil...

MAFYA HESAPLAŞMALARININ BAŞKENTİ

2020 yılının istatistiklerine göre Avrupa’da, nüfusa oranla en çok cezaevinde yatan kişi Türkiye’de. 300 bin insandan 65 bini uyuşturucu nedeniyle içeride. İçicilerden çok satıcıların hapse girdiği hatırlanırsa, Adalet Bakanlığı rakamları bile, uyuşturucunun yaygınlığını ortaya koyuyor.

Hepsini geçtim, son dönem Türkiye’de patlayan silahlara bakmak bile yeterli. Dünyanın en bilinen mafya mensupları, hesaplaşmalarını Türkiye’de yapıyor. Örnek mi? Daha geçen hafta Azerbaycan mafyasının kritik ismi Elnur Gasimov, İstanbul’da öldürüldü. Olay, altı yıl önce, yine İstanbul’da işlenen bir başka cinayetin, Rövşen Caniyev’in öldürülmesinin devamıydı. Eylül'de Sırbistan’ın önde gelen suç örgütlerinden Skaljari çetesinin lideri Jovica Vukotiç yine İstanbul’da öldürüldü, ağustosta ise Nadir Salifov. Geçenlerde, İstanbul’daki bir AVM’de, Azeri ve Gürcü mafya gruplarının, herkesin ortasındaki silahlı çatışmasını konuşmadık mı?

Liste uzayıp gidiyor...

Emniyet’in ya da Uyuşturucu İzleme Merkezi’nin raporları, ateşi de dumanı da gösteriyor.

İçişleri bakanına sorarsanız, dünya mafyası Türkiye’ye müze gezmek için geliyor! Gelirken suç getirecek değiller ya!

DSÖ: "En küçük yardımın bile önemi var" DSÖ: "En küçük yardımın bile önemi var"

BARON İÇİN BEŞTEPE’DEN TELEFON

Ancak hepsini geçtim, dün cumhurbaşkanının Kılıçdaroğlu’na kızarken söylediği “uyuşturucu satıcıları ile ilgili aynı cümlede kullanma” ifadesi ayrıca değerlendirmeye değer. Zira Cumhurbaşkanlığı ile uyuşturucunun aynı cümlede yer almasının en bilinen nedenini, aslında aylarca konuştuk. Zira son yılların en ünlü baronu, Cumhurbaşkanlığı’ndan gelen bir telefonla serbest kaldı.

Uyuşturucu baronu olmakla kalmayıp İstanbul’da çeşitli cinayetlere adı karışan Naci Şerif Zindaşti’yi hatırladınız mı?

24 Eylül 2007’de Büyükçekmece’de düzenlenen operasyonda 75 kilo eroinle yakalanıp tutuklanmıştı. FETÖ’cü Zekeriya Öz’ün Ergenekon’da “gizli tanık” olma teklifini kabul edip serbest kaldı.

Küçükçekmece’de iki kişinin öldürülmesi, Dubai’den Panama’ya uzanan bir dizi silahlı cinayet, Zindaşti’nin düşmanı Orhan Ünğan’ın avukatı Kudbettin Kaya’nın Yeşilköy’de bir restoranda yemek yerken öldürülmesi, Kadıköy Bağdat Caddesi’nde bir kafede herkesin içinde vurulan İlhan Ünğan olaylarında, hep Zindaşti’nin parmağı vardı. 6 Nisan 2018’de gözaltına alındı; yeniden cezaevine girdi.

“Geç kalmış” derken sıra dışı bir olay yaşandı. Zindaşti’nin avukatı, 19 Ekim 2018 Cuma günü “tutukluluğun incelenmesi” için İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliği’ne başvurdu. Başvuruyu değerlendiren 5. Sulh Ceza hâkimi, Zindaşti ve üç adamı hakkında “sürpriz bir tahliye” kararı verdi. Savcı itiraz edip durdurana kadar, Zindaşti ve adamları, üç saat içinde ortadan kayboldu.

Zindaşti’yi serbest bırakan hâkim Cevdet Özcan’dı.

Özcan, hakkında açılan soruşturmada şunları anlattı:

“İktidar partisinden eski milletvekili beni sürekli arayarak bu şahsın mutlaka tahliye edilmesi gerektiği yönünde telkin ve baskıda bulundu. Devletin bu konuda bir duyarlılığı olduğunu belirtti.”

KUCAKTAKİ ‘REİSÇİ’

Arayan tanıdıktı. Eski AKP milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu üyesi Burhan Kuzu, Zindaşti’yi önce tanımadığını söyledi. Ancak buluşmalarının fotoğrafları ortaya dökülünce, tanışıklığı da açtığı telefonu da hatta Zindaşti’nin vatandaş yapılması için aracı olduğunu da kabul etti. Başkası olsa anında tutuklanmıştı. Burhan Kuzu hakkında “nüfuz ticareti” gibi hafif bir suçtan iddianame yazıldı, dava açıldı. Kuzu, yargılanırken öldü.

Peki, Burhan Kuzu ile Zindaşti’yi kim tanıştırdı?

Kendi ifadesine göre Aliye Uzun:

“Zindaşti’nin ülkemize yatırım yapacağını düşündüğüm için Burhan Hoca ile tanıştırdım.”

Kendisini “Reis sevdalısıyım, teşkilattan yetişmiş bir insanım” diye tanıtan Uzun da AKP’nin yöneticisiydi. Vatandaşlık almak gibi aracılıklarının karşılığında, çıkardığı dergiye reklam parası alıyordu. Aliye Uzun ile kavgasını, Zindaşti polise şöyle anlatıyordu:

“Yeğenime Aliye Uzun’u arattım. Kimliğin henüz çıkmadığını, kimlik çıkmadan da herhangi bir ödeme yapmayacağımızı söylettim. Aliye Uzun da kucağıma oturduğu fotoğrafı internete koyacağını söyledi. Bir süre sonra yeğenim olan Emel D. aradı. ‘Dayı Aliye senin uygunsuz fotoğraflarını yayımlamış’ dedi. Aliye’yi arattım. Aliye ‘Beni ve partimi karşınıza almayın, benim dergimin vergisini ödeyin’ dedi.”

İşin ilginci, bu olayı Uzun cephesi de doğruluyordu.

‘KIZ BAŞINA 500 AVRO’

Zindaşti, Uzun ile nasıl tanıştıklarını ise ifadesinde şöyle anlattı:

“Arkadaşlarımla haftada bir iki defa âlem yaparız. (...) Aliye’yi aradım ve 6-7 kız için kendisiyle kız başına 500 Avro’dan anlaştık. Aliye kızlarla birlikte daireme geldi. Misafirlerim Aliye’nin getirdiği kızları seçip odalarına geçti. Bana da Aliye Uzun kaldığı için onunla ilişkiye girdim. Aliye Uzun ile bu şekilde tanıştım.”

Burhan Kuzu’nun şantaja uğradığını da onunla sık sık görünen bir kadının Kuzu’nun ölümüyle eşzamanlı şüpheli cinayete kurban gittiğini de bu dönemde okuduk.

Aliye Uzun’u 15 Temmuz’un ikinci yıldönümünde Trump Towers’tan sallandırdığı “1. Başkan Erdoğan” pankartıyla hatırlıyorduk. Bütün tabloya bakınca; AKP rozeti, Erdoğan’ın adı, vatan-millet edebiyatı, uyuşturucu baronlarını korumanın ve kollamanın vitrini olmuştu. Teşkilat yöneticisinden Saray danışmanına herkes baronlar için çalışıyordu.

Erdoğan Kılıçdaroğlu’na kızmak yerine iğneyi önce çevresini saranlara batırmalı. “Beni düşmanlarımın diline düşürdünüz” dese, yaşanan gerçeği daha net tarif etmiş olur.

Aman başkaları duymasın deriz. Neyimiz var neyimiz yok gizleriz. Sonunda kendimiz, kendimize bile başka görünürüz. Keşke maskelerimizi indirmeyi bir başkasına bırakmasak."