"SEÇİLME HAKKI İHLAL EDİLDİ"

Kararda Selahattin Demirtaş'ın HDP eş başkanlarından biriyken 20 Mayıs 2016'da dokunulmazlığının kaldırıldığı ve ardından gözaltına alındığı hatırlatıldı.

"Duruşma öncesi uzun süren tutukluluk süresinin ve yaptığı siyasi konuşmaların temel alındığı kanıtlara dayanarak yapılan terörle bağlantılı suçlamaların, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olduğu" belirtildi:

"Tutukluluğu süresince yerel mahkemeler tarafından, dava öncesi tutuklu kalması için gerekli olan makul şüpheyi sağlayacak hiçbir vaka ya da bilgi sunulamamıştır. Tutukluluğa konu olan suçları işlediğine dair makul bir şüphe de dolayısıyla yoktur. Aynı gözlemler sonucu, Demirtaş'ın seçilme ve parlamentoda olma hakkının da ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır."

BBC'nin haberine göre kararda, "Demirtaş'ın suçlandığı ifadeler sebebiyle parlamenter dokunulmazlığa hakkı olup olmadığını inceleme görevini yerine getirmediği" belirtilen adli yetkililerin, tüm bu süreçte Demirtaş'ın ülkedeki muhalif liderlerden biri olduğunu da göz önünde bulundurmadığı ifade ediliyor.

Demirtaş'ın 16 Nisan 2017 referandumunda ve cumhurbaşkanı adayı olduğu 24 Haziran 2018'de siyasi tartışma özgürlüğünün de cezaevinde olduğu için kısıtlandığı ve çoğulculuğa olumsuz etki yaptığı belirtildi.

Kararda, hak ihlali olmadığına karar verilen "tutukluluğun makul şüpheye dayalı olup olmadığına hızla karar verilmesi hakkı"yla ilgili de şu açıklama yapıldı:

"Başvuranın Anayasa Mahkemesi'ne başvurusunun karmaşık bir konu olduğuna; parlamenter dokunulmazlığı kaldırılan bir milletvekilinin dava öncesi tutukluluğuyla ilgili karmaşık sorunları gündeme getirdiğine karar verildi. Temmuz 2016'da ilan edilen olağanüstü hal sebebiyle Anayasa Mahkemesi'nin olağanüstü iş yükününün de göz önünde bulundurulması gerektiği sonucuna varıldı. Anayasa Mahkemesi'ndeki 13 ay dört günlük sürenin 'hızlı' olarak tanımlanamayacak olsa da, bu davanın özel durumundan ve özel koşullardan dolayı, bu maddenin ihlal edilmediğine karar verilmiştir."

MANEVİ TAZMİNAT CEZASI

AİHM, Türkiye'nin Demirtaş'a 3,500 euro maddi ve 25,000 euro manevi tazminat ödemesine; masraf ve harcamalar için de 31,900 euro ödemesine karar verdi.

Dava Büyük Daire'ye taşınmadan önce AİHM'in verdiği ilk kararda Türkiye'nin 10 bin euro manevi tazminat cezası ile masraf ve harcamalar için 15 bin euro ödemesine hükmedilmişti.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, düzenlediği basın toplantısında konuyla ilgili soruya, "Ben buraya gelirken alınan sıcak bir karar. Yaklaşık 150 sayfalık bir gerekçeli kararı var. Tabii ki o gerekçeli kararı hukuk sistemimiz değerlendirecektir. Hukuk sistemimizin değerlendirmesine göre bir yaklaşım üretilecektir. Şu anda yeni bir gelişme." yanıtını verdi.

DEMİRTAŞ: FATURAYI 83 MİLYON ÖDÜYOR

Edirne'de cezaevinde tutuklu yargılanan Demirtaş, kararın ardından sosyal medyada yaptığı paylaşımda "AKP hükümetini Almanya'dan bir hukukçu temsil ederken beni tümüyle Türkiyeli bir heyet savundu" ifadelerini kullandı:

"Kesin olan şudur ki, altı yıldır benim ve arkadaşlarım hakkında yürütülen sözde yargı faaliyetlerinin tamamının siyasi amaçlı olduğu, hukuki olmadığı, bizim suçsuz olduğumuz, bizi içeri atanların ise bize karşı siyasi kumpas kuracak kadar ağır suçlar işledikleri kesinleşmiş oldu.

"Bu karar, Türkiye'de hukuk ve adalet sisteminin bizzat Hükümet eliyle çökertildiğinin de tescilidir. Dört yıldır hukuk dışı bir şekilde siyasi rehine olarak içeride tutulmama rağmen bu karar beni sevindirmemiş, mutlu etmemiştir. Aksine üzgünüm. Çünkü ortadan kaldırılan demokrasinin, yok edilen hukukun ve adaletin faturasını sadece ben ödemiyorum, 83 milyon yurttaşımız en ağır şekilde ödüyor."

AVUKATI MOLU: YAPTIRIM UYGULANABİLİR

Müvekkili Selahattin Demirtaş ile görüşmek üzere Edirne Cezaevi'ne giden avukat Benan Molu, BBC Türkçe'nin kararla ilgili sorusuna "Çok iyi bir karar çıktı, alabileceğimiz en iyi ve en tarihi kararı aldık" yanıtını verdi:

"Bu zamana kadarki tutuklamalarla ilgili verilen delillerin çöktüğünü, bu delillerle Demirtaş'ın tutuklanamayacağını çok açıklıkla söylüyor."

Molu, kararda anayasada değişiklik yapılarak dokunulmazlıkların kaldırılması meselesine değinildiğini ekledi ve şunları söyledi:

"Kararda 18. madde bakımından da daire kararında olduğu gibi, Demirtaş'ın, siyasi sebeplerle susturulmak ve cezalandırılmak amacıyla, muhalif demokrasiyi, muhalefeti baskılamak amacıyla tutuklandığı tespitine yer verdi."

Molu, bu kararın bağlayıcı olduğunu hatırlattı, "5. ve 18. madde bağlantısıyla verilen ihlal kararlarında, kişiler derhal serbest bırakılmazsa, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye'nin Avrupa Konseyi'nden çıkarılmasına neden olabilecek birtakım yaptırımları uygulayabilir." dedi:

"Bizim için en çarpıcı olan kısım şu; 20 Eylül 2019 tarihinde Demirtaş ikinci kere tutuklanmıştı. İkinci tutukluluğu ilk tutukluluğunun devamı niteliğindeydi, çünkü şüphelisi olmadığı bir soruşturma kapsamında 4 Kasım 2016 tarihli tutukluluğa dayanılarak tutuklanmıştı, sadece farklı kanun maddelerine, suç isnatlarına dayanmıştı. AİHM bu ikinci tutukluluktaki delillerin de aynı olduğu tespitinde bulunmuş. Dolayısıyla hükümetin artık 'farklı bir dosyadan tutuklu' deme ihtimali kalmadı."

HDP: KESİN VE BAĞLAYICI BİR KARAR

HDP Eşbaşkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar da, "2018 yılında verilen tahliye kararına karşı siyasi iktidar tarafından 'karar kesin değil' denilerek avukatların tahliye talepleri reddedilmişti. Bugün AİHM Büyük Dairesi tarafından açıklanan kesin ve bağlayıcı kararla bu gerekçe ortadan kalkmıştır." açıklaması yaptı.

Kararı veren AİHM yargıçları Hırvatistan'dan mahkeme başkanı Ksenija Turković, Yunanistan'dan Linos-Alexandre Sicilianos, Bulgaristan'dan Yonko Grozev, Malta'dan Vincent A. De Gaetano, İsviçre'den Helen Keller, Çekya'dan Aleš Pejchal, Polonya'dan Krzysztof Wojtyczek, Letonya'dan Mārtiņš Mits, Avusturya'dan Gabriele Kucsko-Stadlmayer, Slovakya'dan Alena Poláčková, Finlandiya'dan Pauliine Koskelo, İngiltere'den Tim Eicke, Macaristan'dan Péter Paczolay, Gürcistan'dan Lado Chanturia, San Marino'dan Gilberto Felici, İsveç'ten Erik Wennerström ve Türkiye'den Saadet Yüksel'di.

Kararın sonunda, Yüksel ve Wojtyczek'in bazı kararlara kısmen katıldığını; bazılarına itiraz ettiği belirtildi. Chanturia ve Paczolay'ın da bazı kararlara kısmen katılmadığı ifade edildi.

DEMİRTAŞ'IN DAVASI NASIL BÜYÜK DAİRE'YE TAŞINDI?

Demirtaş 20 Şubat 2017'de AİHM'e başvurdu. AİHM, 20 Kasım 2018 tarihli kararında Demirtaş'ın tutuklanmasında hak ihlali tespit etti ve Demirtaş'ın serbest bırakılarak tutuksuz yargılanmasına hükmetti.

AİHM, Demirtaş'ın 'makul bir şüpheyle' gözaltına alındığını ve tutuklandığını kabul etmiş, ancak ulusal mahkemelerin Demirtaş'ın tutukluluğunu 'yeterli' gerekçe olmadan uzun tuttuğuna hükmetmişti.

Mahkeme kararında, dava öncesi tutukluluk süresinin uzun olmasının Demirtaş'ın Türkiye'de Meclis'teki siyasi faaliyetlerde yer almasını engellediğini, bunun da ifade özgürlüğü ile seçme ve seçilme özgürlüğüne haklı olmayan müdahale anlamı taşıdığını belirtiyordu.

Mahkeme, 16 Nisan 2017'de yapılan anayasa referandumu ile 24 Haziran'da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde tutukluluğun uzatılmasının, demokratik bir toplumun temelinde yer alan "çoğulculuğu baltaladığına ve bağımsız siyasi tartışmaların yürütülmesini sınırladığına" da hükmetmişti.

Mahkeme, Türkiye'nin Demirtaş'a 10 bin euro manevi tazminat cezası ile masraflar ve harcamalar için 15 bin euro ödemesine de karar vermişti.

AİHM'nin kararına hem Türkiye hükümetinin hem de Demirtaş'ın avukatları 19 Şubat 2019'da itiraz etmişti. 18 Mart'ta Büyük Daire, iki tarafın da yeniden duruşmanın görülmesini talebini kabul etti.

Türk hükümeti kararın bütününe itiraz ederken, davacı taraf olan Demirtaş'ın avukatları ise karardaki, tutuklanmasının "makul bir şüpheye dayandığı" kısmının yeniden değerlendirilmesini talep etmişti. Bu sebeple dava, 18 Eylül 2019'da AİHM Büyük Daire'de tekrar görülmeye başlamıştı.

Kararın ardından 4 Aralık 2018 tarihinde, Demirtaş'a "terör örgütü propagandası yapma" suçlamasından verilen hapis cezası onanmış, böylece AİHM'in Demirtaş hakkında verdiği kararı da hükümsüz kalmıştı.