- Derya DURDU/Serpil SÖNMEZ-

Almanya’da son yıllarda yabancı kökenli öğretmenlere duyulan ihtiyaç eğitim bakanlığı tarafından sıkça gündeme getirilip, Alman basınında yer almıştır. Yabancı kökenli öğretmenlerin iki dile de hakimiyeti, aynı zamanda iki kültürü de tanıması bir zengilik olarak görülmektedir. Öğretmen-öğrenci-veli arasındaki diyaloğu kolaylaştırabileceği için, yabancı kökenli öğretmenlerin sayısının artırılması öngörülmektedir. Düzenlenen kampanyalarla lise sona gelmiş yabancı kökenli öğrenciler üniversiteye, öğretmenlik bölümüne başarılı bir şekilde yönlendirilmektedir.
    Peki basında sıkça gündeme getirilen bu değer ve önemseme gerçek hayatta, yani şu an okullarda görevde olan yabancı kökenli öğretmenlere Alman meslektaşları tarafından gösteriliyor mu?
    Bu yazıyı yazma sebebimiz, Almanya’da yaşayan Türk kökenli öğretmenler olarak, okulda karşılaştığımız sorunlarımızı dile getirmek, bizimle aynı sorunları yaşayan ama dile getiremeyen öğretmenlerin sesi olmak ve Die Gaste okurlarıyla paylaşmak.
    Üniversite yaşamımızda Alman arkadaşlarımızla aynı sıralarda oturduk, aynı sınavlara girdik ve aynı diplomayla mezun olduk. Buraya kadar eşit olduğumuzu düşünürken, çalışma yaşamına atıldığımızda madalyonun öteki yüzüyle tanıştık.
    Genelde göç kökenli öğrencilerin dile getirdiği okulda dışlanma, önyargı vb. gibi yaşanan sorunlarla göç kökenli öğretmenler olarak bizler de karşılaştık.
    Türkçe öğretmeni olarak göreve başladığımız okulda, meslektaşlarımız tarafından ilk başlarda yadırgayan bakışlarla karşılandık. Daha sonraki aşamalarda her attığımız adımın, her konuştuğumuz kelimenin incelendiğini fark ettik. Sanki açığımızı arar gibi bir izlenim bırakıldı üzerimizde. Almancayı doğru mu kullanıyor? Didaktik metotları iyi biliyor ve uygulayabiliyor mu? Türk öğrencilerle Türkçe mi konuşuyor? vb. sorular.
    Son soruyla, eminiz, bütün göç kökenli öğretmenler karşılaşmıştır. Bizim de ilk yaşadığımız büyük sorun Türkçe konuşmamızdan dolayı gerçekleşti.
    Kısaca durumu özetlemek gerekirse: Türk kökenli öğrencinin biri bir gün öğretmenler odasına girip o gün okulda bulunmayan meslekdaşımızı sordu, karşısındaki öğretmen Türk olduğu için de Türkçe konuştu. Daha öğretmenden bir yanıt gelmeden, o an odada bulunan Alman öğretmenden, “Biz burada Alman öğretmenler odasındayız ve Alman okulundayız! Türkçe değil, Almanca konuş!“ yanıtını aldı. Bunun üzerine olaylar farklı boyutta ilerledi. Biz Türkçe öğretmenleri olarak anadilinin önemini vurgulayan bir yazıyı öğretmenler odasına astık. Aynı odayı paylaştığımız Alman meslektaşlarımız da: “Es ist die Frage der Höflichkeit und der Integration, ob man in Deutschland deutsch spricht oder türkisch spricht und die anderen ausgrenzt!” yazılı ve imzalanmış kağıdı bizimkinin yanına asarak bize oln tepkilerini dışa vurdular.
    Bu tatsız olay müdüre kadar taşındı ve müdürün bize vermiş olduğu yanıt, meslektaşlarımızdan daha farklı olmadı. Biz, destek, en azından orta yolun bulunmasını beklerken, müdürden okul dilinin Almanca olduğunu ve öğretmenlerin olduğu kadar öğrencilerin de bu kurala uyması gerektiği uyarısını aldık. Oysa ki, yeni çıkan “Katılım ve Uyum Yasası”na göre doğru olan, okul dilinin değil, “DERS” dilinin Almanca olduğudur. Dolayısıyla öğrenciler ders dışında istedikleri dilde iletişim kurabilirler. Bu, anadiline yönelik yaşanmış bir örnektir.
    Bunun dışında yabancı kökenli öğretmenler psikolojik baskı da görebiliyorlar. Örneğin, öğretmenler öğrencilerinin karşısında küçük düşürülebiliyor; yaptıkları yanlışlar sınıf ortasında söylenebiliyor; verdiği ödevler önemsenmeyip yapılmak zorunda olmadığı belirtiliyor; sınıf öğretmenleri rahatlıkla istedikleri sürece dersi bölme hakkını kendilerinde bulabiliyorlar; Türkçe öğretmenlerinin okul içersinde fazla bir yetkisi olmadığı vurgulanıyor vb.. Böylelikle bizler kendimizi kanıtlamak ve öğrenci karşısında saygınlık edinmek için mücadele etmek durumunda bıra-kılıyoruz.
    Aynı zamanda öğrencilerle Türk kökenli öğretmenler arasında yaşanan herhangi bir sorunda, okul yönetimi söz konusu Alman öğrenciler olduğunda kayıtsız kalabilirken, Türk öğrencilerinin Alman öğretmenlere yaşattığı en ufak sorunda, öğrencilerin velileri haberdar ediliyor, hatta duruma göre öğrenci okuldan belirli süreliğine uzaklaştırılıyor.
    Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Yaptığımız gözlemlere ve aldığımız duyumlara göre, çoğu arkadaşımız bu tür sorunlarla karşı karşıya geliyor. Fakat kimse sorunlarını diğer meslektaşlarıyla paylaşıp bir çözüm arama yoluna başvurmuyor. Varolan düzeni eleştirme ve değiştirme çabalarına girişilmiyor, sorunlarla iç içe yaşamaya devam ediliyor. Göç kökenli öğretmenlerin bir araya gelmesi için kurulan bazı derneklerde bu sorunlar dile getirilse de, sorunların üstüne çok fazla gidilmiyor. Dolayısıyla yine sesimizi ilgili yerlere duyuramıyoruz.
    Yapılan çalışmalardan hepimizin haberi olabilecek şekilde bir ağ kurulursa, bu sorunlara karşı daha etkin çalışmalar yapılabilir. Böylelikle yaşanan olumsuz olaylara tamamen bir son verilemese bile, en azından olumsuz gelişmeyi önlemek mümkün olabilir. Bu konuyla ilgili tüm duyarlı okurların katkılarını bekliyoruz. 
 
Die Gaste'den alınmıştır.

Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Avrupa Postası'nın kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
o da dertli mi 7 yıl önce

Sevgili Derya. Sevgili Serpil,
yazınızı okudum, aynı problemleri yıllarca yaşamış "biraz kaşarlanmış ( kendini öyle hisseder duruma gelmiş)" birisi olarak ilgisiz kalamadım. yazdıklarınıza katılıyorum. Bunlar var.

Sizler bu sorunları öğrenci olarak yaşayıp, engelleri aşarak hala koşuya devam edenlersiniz.
Benim koşum başka güzergahlardan bu günlere gelebildi. O nedenle sizlere yeni ışıklar sunabilmek umuduyla parmaklarımın çalışmasını engel olamadım. :-)
30 yıllık Almanya'da öğretmenlik tecrübem ve de bilgilerime dayanarak çok uzun olmaması açısından bölüm: 1 başlığıyla bazı noktaları yazmak istiyorum.

Önce kısaca ben:
Yıllar önce seçilerek gönderilen bir Türkçe öğretmeni iken, öğrenmeye doyamadığı için öğrenimine Almanya'da devam edip geriye dönmemiş, koşusu sürecinde tecrübelerini, sendikacılığı ve komunalpolıtıkayı başkan yardımcılıkları düzeyinde artırmış olarak koşusunu hala sürdüren işverenim gözüyle yabancı kökenli bir Türkçeöğretmeniym.

Bunların ve öğretmenliğim yanında, kendimde hayır diyebilme cesareti ve gücünü bulana kadar; Yerine göre sosyal danışman, yerine göre tercüman, yerine göre de özel eğitimci olarak , yani, o bilinen öğrencillerde özürlülüksaptamı testleri uzman katılımcısı olarak "herkü misalil" olan koşumu renklendirdim. ( kendi moralimi bozmamak için renklendirme sözcüğünü kullanıyorum.Aslında bu tür görevim dışı işleri yapmış olmak istemezdim. İnsanı negatif yönde tüketen olaylar; İnsanların beni kendine eşit kabul etmemişliğinin göstergeleri. Çünkü bulunduğum ülkede hiç bir öğretmen kendi zamanından özveride bulunarak işi dışındaki şeyleri bir öğrencisi için bile olsa yapmaz. Biliriz. Biliriz de eminim sizler de aynı duygularla yapıyorsunuz.)
Bu gönüllü fazla çalışmalarımız yoluyla, kabul görme, tasdik edilme veya övülme arayışlarımız yukarıda adını ettiğimiz sorunların dolaylı kaynaklarıdır diyorum.
Son zamanlarda; Ben yeterli de olsam Türkçe dersi için atanmış bir öğretmenim, sadece Türkçe dersi yaparım. Başkaca faaliyetler adı ne olursa olsun Türkçe dersi kapsamına girmez diyerek başkaca işleri artık yapmıyorum. İtirazlarım ve doğrularım yönündeki kararlılığım sonunda çalışmalarımdan bu işler ayrı tutuluyor.
Demek istiyorum ki benim dersim Türkçe, okulumda saygınlık görmeli, ve kabul edilmeli. Ben de öğretmen olarak o saygıyı kazanmış olmlıyım. Yani Türkçe öğretmeni olarak ben de dersimin diliyle okulumdaki öğrencilerimle istediğim zaman ve yerde öğretmenler odası dahil olmak şekliyle konuşubilmeliyim.
Rahatsız olan kulağını kapatsın. Bunu ajitation olsun diye yazmıyorum. Eğer tavır alma gücüm yoksa; Yani yeni atanmışsam, imzaladığım anlaşma böyle bir tavır almamı engelliyorsa vs. neler yapmalı bölüm 2 olsun diyorum.
çuvalım çok dolu biraz ayırıp düzene koyduktan sonra yazayım.

Sizleri selamlıyor ve diyorum ki, her şeyin olacağına vardığı gibi; öğrenecekler ve onlar da konuşacaklardır. Yani kızgınlklarıdan, ilgi duyup merak ettiklerinden veya başka dil konuşmanın tadını denemiş olmak isteklerinden her nedense konuşacaklardır.

Misafir Avatar
feyza 7 yıl önce

aynı sorundan muzdaribim.

Misafir Avatar
alp 3 yıl önce

bende hoffenheim da yaşıyorum arada münihe gitmem gerekiyor ulaşım ve iş yönünden sıkıntılı bir şehir 1 senedir türk oldugum için iş bulamadım sonra otomotiv sektöründe araya bazı tanıdıkları sokarak bulabildim ancak

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner67

banner68

banner71

banner62

banner3

banner73

banner57

banner11

banner56

banner14

banner58

banner82

banner27

banner12

banner81