Öne Çıkanlar - ve yaşındaki ile G7

Alman Barış Örgütü (DFG-VK) başkanı: "Savaşlar olmasa Alman silahlı kuvvetleri çoktan ömrünü doldurmuştu"

Ufuk Evla BOSTAN / Mainz

"Alman Barış Örgütü ve Birleşik Savaş Karşıtları Derneği“ DFG-VK- Hessen eyaleti başkanı ve Rheinland.Pfalz eyaleti Sorumlusu Sayın Dr. Gernot Lennert ile son aylarda savunma alanındaki gelişmeleri, pasifizm, vicdanı red ve savaş karşıtlığı üzerine görüşlerini aldık.

Dr. Gernot Lennert, gazetemize çarpıcı açıklamalarda bulundu:

"Mesela Afganistan örneğine bakalım, ya da diğer ülkelerde yürütülen savaşlara; oralara silah satarak, asker yollayarak Alman silahlı kuvvetlerin toplumda bir ihtiyaca karşılık geldiği fikrini yaymak ve gelir kaynağı yaratmak için yapılan faaliyetlerdir bunlar. Dünyanın çeşitli yerlerindeki bu savaş faaliyetleri olmasa Alman silahlı kuvvetleri çoktan ömrünü doldurmuştu ya da toplumdaki mevcut değeri çok daha azalmış olurdu."

İşte ilgiyle okunacak o röportaj:

Sayın Lennert, uzun yıllardır Alman Barış Örgütü ve Birleşik Savaş Karşıtları Derneği“ (DFG-VK)- Hessen eyaleti başkanlığını yürütüyorsunuz ve çok aktif bir savaş karşıtısınız, ilk gençliğinizden yola çıkarsak kendinizi pasifist olarak tanımlamanızdaki motivasyon neydi?

Meseleyle ilk yüzleşmem, ilk gençlik yillarımdan beri savaş karşıtı olsam da ciddi anlamda tabii ki silahlı kuvvetlerin yaşım geldiğinde tebliğ ettiği askerlik emriydi, bu benim için çok büyük bir şoktu, çünkü ben asla silahlı kuvvetler için savaşıp ölmek istemiyordum. Bundan sonraki ilerleyen yıllarda yaşadığım gelişmelerle mesele benim için daha açık ve net olmaya başladı, savaşın ne kadar anlamsız bir gerçek olduğunu kavradım ve tam anlamıyla pasifist oldum.

Alman Barış Örgütü ve Birleşik Savaş Karşıtları Derneği ne zaman, hangi şartlarda kuruldu ve ilk motivasyonu ve amacı ne idi?

DVG-VK 1974 yılında 3 ayrı oluşumun birleşmesiyle kuruldu ve kamuya açıldı. İlk başlarda kurulduğu şekli son derece toplumcuydu ve sadece savaş karşıtıydı, sonradan şimdiki radikal ve keskin halini aldı. Yani Alman pasifizmin amacı Anglo-Sakson anlayışdaki gibi sadece savaş karşıtlığı değildir „War Resistence International“ İngilizlerin ve Fransızların yaklaşımıdır, o adı gibi sadece aktüel olan herhangi bir savaşa karşı direnç gösterme hareketidir, kavram olarak ordu, devlet ve şiddet kavramlarına karşı değillerdir, gerekli bile gördükleri söylenebilir, biz pasifistler ise tümden orduya, devletlerin dünyadaki tüm silahlanma ve şiddet faaliyetlerine karşıyız, bunların hepsini birden reddediyoruz, savaş karşıtlığı ile pasifizm arasında çok derin bir anlayış farkı vardır. Pasifistler de kendi içlerinde organizasyoncu, toplumcu (bürgerlich) pasifistler ve radikal pasifistler olarak 2 gruba ayrılıyorlar. Bu saydığım anlayışlar, bugün Almanya'daki mevcut pasifist görüşün temsilcileridir.

Bir pasifist olarak Alman silahlı kuvvetlerine karşı nasıl bir pozisyona sahipsiniz?

Temelde dünyadaki tüm ordulara kökten karşıyım, reddediyorum, tabii ki Alman silahlı kuvvetlerine de. Eğer dünyanın başka yerinde de yaşıyor olsaydım o orduları reddederdim. Alman silahlı kuvvetlerinin aktüel eylemleri için kendini savunduğu iddia ediliyor; biliyoruz ki askeri savunma taktikleri daima felaketle ve bütünsel bir yıkımla son bulur. Son zamanlardaki yürüttüğü savaş taktikleri ise dünyada hiç bir ülkeye yada millete fayda getirmeyecek eylemlerdir. Savaşı yürütenlerin kendilerine bile fayda getirmeyecek faaliyetlerdir. Mesela Afganistan örneğine bakalım, ya da diğer ülkelerde yürütülen savaşlara; oralara silah satarak, asker yollayarak Alman silahlı kuvvetlerin toplumda bir ihtiyaca karşılık geldiği fikrini yaymak ve gelir kaynağı yaratmak için yapılan faaliyetlerdir bunlar. Dünyanın çeşitli yerlerindeki bu savaş faaliyetleri olmasa Alman silahlı kuvvetleri çoktan ömrünü doldurmuştu ya da toplumdaki mevcut değeri çok daha azalmış olurdu.

Bildiğiniz gibi Türkiye`de erkekler askerlik görevinden, eşcinsel iseler bunu ispatlamaları halinde ya da sağlık sebebiyle çürük raporu alarak muaf olabiliyorlar. Eşcinsel olduklarını ispatlamaları için ise askeri merciilerden doktor raporu istenir, bunun ise son derece meşakkatli ve onur kırıcı bir süreç olduğu bilinir, „vicdanı red“ kavramı ise Türkiye de teoride ve pratikte zaten yoktur. Olanlar da askeri mahkemelerde yargılandılar zaten. Bu süreçler burda nasıl işliyor, bilgi verebilir misiniz?

ALMAN ASKERLERİ 1871'DEN BERİ BİR SAVAŞTA KENDİLERİNİ SAVUNMADI

Askerlik hizmeti Almanya`da tüm erkekler için zorunluluktur, toplumda yanlış bir anlayış var, 2011 yılında bu görevin kaldırıldığı söyleniyor, bu bütünüyle yanlış bir bilgidir, 2011 yılında sadece „mecburiyet“ kaldırıldı. Hatta ismi bile hala aynı; “Wehrpflicht“, yani „savunma zorunluluğu“, tabii ki bu terim propaganda faaliyetinin bir parçası olarak kullanılıyor hâlâ, sanki erkekler bu görevi yaparak devleti başka bir ülkeye ya da örgüte karşı savunuyorlamış gibi, terimin kendisi bile sorunlu ve propagandist. Alman askerleri 1871'den beri herhangi bir savaşta kendilerini savunmadı, aksine başka ülkelere açılan savaşlara katılımcı oldu. Meseleyi devlete karşı bireyin duruşu ve özgürlükler bağlamında ele aldığımızda da gayet sorunlu.

Soruya dönecek olursak; askerlik görevi her an yeniden zorunlu hale getirilebilir, yasa son derece açık, askerlik hizmeti Almanya`da kaldırılmış değil, sadece belirsiz bir süreliğine donduruldu, askiya alindi, bu tam da böyle bilinmeli. Yeniden aktif olması Federal parlementodaki çoğunluk oyuna bakar.

Pekala askerlik hizmetinin yerine yasal olarak ikame edilebilen „ sosyal Hizmet“ alternatifini nasıl buluyorsunuz?

Eskiden bir „ ikame görev“ vardı, vicdanı redcileri askerlik hizmetinden bütünüyle uzaklaştırmamak için böyle bir alternatif düşünülmüştü, devlete illaki bir hizmet yapmış olmaniz gerekiyordu, „bütünüyle bir muafiyet“in askerliği reddetmeyen erkekler tarafından hoş ve adil karşılanmayacağı düşünülüyordu. Bu sebeple bir yedek görev uyduruldu. Hem vicdanı redcilere bir ceza olarak, hem de askerin motivasyonunu bozmamaları adına. „Bir alternatif sosyal hizmetten“ bahsetmiyoruz burda, „askerlik içi başka bir zorunlu hizmetten“ bahsediyoruz, hiç bir şekilde çekici bir tarafı olmayan sektörlerde, normal şartlarda yapıldığında çok az para kazanılan bir işi yapma zorunluluğu tam karşılığı, yani herhalükarda bireysel özgürlüklere tecavüz bu yöntemde de aynı oranda devam ediyordu. Yani bu alternatif olduğu iddia edilen hizmetler hiçbir şekilde sosyal filan değildi. Kısaca; Almanya askerlik görevini yeniden zorunlu hale getirmek istiyor, yalnız toplumda bu mesele çok da popüler olmadığı için ona ara bir isim vermeye ve daha sempatik ve kabul edilebilir hale getirmeye uğraşıyorlar. Eee, iki dünya savaşı başlatıp ikisini de kaybedince az buçuk birşeyler öğreniyorsunuz ( gülümsüyor).

Diğer taraftan zorunlu çalıştırma ve kölelik, anayasa, devletler hukuku ve uluslararası hukuka göre zaten yasak, maalesef askerlik ve askerlik görevi haricinde. Anayasa da son derece açık şekilde belirtilmiş, zorla çalıştırma Nazi döneminde vardı, askerlik hizmetinin her şekli bunun bir türüdür, yasal hale getirilmiş bir türü.

Türkiyeli vicdanı redçi Mehmet Tarhan ve diğerlerinin hikayelerini muhtemelen biliyorsunuz, kendisi Sivas askeri mahkemesi'nde yargılandı ve uzun yıllar mahkumiyet kararı aldı. Bu konularda ne söylemek istersiniz ?

Bizler Türkiyeli vicdanı redcileri 90'li yıllardaki ilk vicdanı red ilanlarından itibaren destekliyoruz ve onlarla dayanışma içindeyiz. İlk vicdanı redçi Tayfun Gönül'dü bildiğim kadarıyla, sonra ise Osman Murat Ülke'yi tanıdık. Ayrıca Osman Murat Ülke Almanya'da sosyalleşmiş bir Türkiyelidir. Biz Alman vicdanı redciler, dünyanın her tarafındaki vicdanı redcilere destek veriyoruz ve onlarla her türlü dayanışma faaliyetinde bulunmaya çalışıyoruz. Beran İşçi, İsa Polat ve Cemil Özdemir de vicdanı redçi olarak Almanya'ya sığınma talebinde bulunmuş Türkiyeli vicdanı redcilerdir, onlarla da sıkı dayanışma içindeyiz.

Pasifizmin bugün Almanya'daki temsil ettiği motivasyon ve hedefler zamanla değişti mi?

Temelde dünyanın her yerinde her türlü savaşa karşı durma faaliyetlerinin yanı sıra olası savaşların çıkma sebeplerini ortadan kaldırma stratejilerinin tümü ana hedeflerimizdir. Burada değişen sadece güncel olarak yaşanan sorunların şeklidir, mesela eskiden kamusal alanda askerlik hizmeti üzerine çok yoğun bir toplumsal tartışma zemini vardı, bugün artık bu zemin ortadan kalktı, eskisi gibi popüler bir konu değil. Uluslararası zeminde diğer ülkelerdeki tutuklu ya da serbest askerlik karşıtlarıyla dayanışma yine çok yakından takip ettiğimiz bir faaliyet alanımızdır. Ama bugünkü ana problemlerimiz; uluslararası silah ticareti ve nükleer silahlanma karşıtlığı faaliyetlerimizdir. Bugün ülkedeki gayri safi yurtiçi üretimin % 2 oranının silahlanmaya ayrılması meselesi en fazla meşgul olduğumuz konudur. Bu inanılmaz yüksek bir rakamdır. Tabii ki bunların yanısıra savaş sebepleri ve onları ortadan kaldırma stratejileri çok geniş kapsamlı bir konudur. Irkçılık, milliyetçilik, ulusalcılık ve kapitalizmi savaşların genel sebebi olarak gördüğünüzde bu sorunların hepsi ile tek tek ve farklı yöntemlerle savaşmak zorundasınız, hepsiyle aynı biçimde ve oranda, aynı anda savaşamazsınız.

ULUSLARARASI BARIŞA VE DAYANIŞMAYA KATKIMIZ BÜYÜK, BU YADSINAMAZ

Bugüne kadar DFG-VK hangi toplumsal hedeflerine ulaştı, hangileri için daha gidecek çok yol var?

Bu oldukça zor bir soru çünkü olası engellenen savaş faaliyetlerini saymak yada protokolünü tutmak zor ya da imkansızdır, bunu ancak yaşayarak görebilirsiniz. Bizler savaşı ve şiddetin her türlüsünü engellemeye uğraşıyor ve insan haklarını dünyanın her yerinde geçerli kılmaya çalışıyoruz. Mesela Almanya eskiden son derece savaşçı, kutuplaştırıcı, ırkçı ve şiddetin fazlaca desteklendiği bir toplumdu, bugün son derece barışçıl ve arabulucu bir noktaya geldi, burada bizim ve uluslararası toplumun yaptırımları ve katkısı yadsınamaz. Almanya diğer ülkelerle kıyaslandığında sayıca en fazla savaş karşıtının yaşadığı ülkedir, bu noktaya gelinmesinde de katkımız çoktur. Bütün bunlar kendiliğinden olmadı, yıllarca Alman passifistler olarak buna uğraştık ve sonunda gözle görülür bir başarı elde ettik. Bizler anca 60`li yılların sonunda yığınsal oranda bir taraftar kitlesi elde edebildik, pasifizmin Almanya'da toplumsal harekete dönüşmesi daha dündür yani, çok eski değil. Çok şükür ki; toplumun büyük bir çoğunluğu uluslararası silah ticaretine tümden karşı ve hiç bir şekilde artık savaş istemiyor. Bu sebeple federal hükümetin uzak ülkelere asker gönderme sevdasına son derece şüpheci ve sorunlu bakıyor. Başka ülkelerle kıyaslandığında Alman toplumu daha az ırkçı, daha az ulusalcı ve daha az militarist bir toplum oldu. Özellikle 2. Dünya Savaşından sonra bütünüyle bu vasıflara ulaştı.

Almanya'nin son zamanlardaki yayılmacı askeri politikalarını ve Pasifik'e askeri birlik gönderme yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz, özellikle Silahlanma, Drone (insansız hava aracı) kullanma ve satma politikalarını? Almanya bu değişen, keskin askeri yaklaşımla neyi hedefliyor?

BU ASKERİ EĞİLİM 90'LI YILLARDA BAŞLADI, HEDEF 1945 ÖNCESİ ASKERİ GÜCÜ YENİDEN KAZANMAK

Aslında bütün bu askeri gelişmeler ilk olarak 90'lı yıllarda soğuk savaşın bitimiyle başladı, o zamana kadar Alman ordusu son derece sınırlı etki alanı olan bir ordu idi, Almanya ise itilaf devletleri tarafından egemenliği bir çok alanda sınırlandırılmış bir ülke idi. Emperyalist hayallerini rafa kaldırmak zorunda olduğu yıllardı o yıllar. Bu yaklaşımlar 90'lı yıllarda başlayan „ insan hakları için dünyanın başka yerlerinde savaşabiliriz“ propagandasıyla değişmeye başladı. Bu tabii ki çok akıllıca bir propaganda yaklaşımıydı, ama inandırıcı değildi, çünkü devletler insan hakları için değil, sadece çıkarları için savaşırlar. İnsan hakları burda bahane olarak kullanılıyordu. İlk başlarda yeşiller partisi barışçı bir parti olarak başladıysa da sonradan parlementoda bir şekilde ikna oldu ve Alman ordusu 2. Dünya savaşından sonra ilk olarak Kosova Savaşına katıldı. Hatta ilk başlarda insanlar, Alman ordusunun oraya barış götürmek için gittiğine ve tek seferlik gittiğine ikna ettirildi. Ama devamı başka şekilde geldi. Bugün alman ordusu gayet yayılmacı bir savaş politika izliyor. Bizler tabii ki bu gelişmeleri o vakitler tahmin edebiliyorduk, uyardık, hiç bir şekilde ciddiye dahi alınmadık, bunun bir başlangıç hamlesi olacağına emindik ve öyle de oldu. Her seferinde yapılan askeri hamlelerin „ufak bir girişim“ öldüğü söylendi ama o ufak dedikleri girişimler sonradan birer „alışkanlığa“ dönüştü ve bu hamlelerin şiddeti daha da sertleşti. Bugünkü savaş politikası ise son derece huzursuz edici bir savaş politikası ve pratiğidir. Aslına bakarsanız tüm girişimlere karşı durmak için pasifist olmaya da lüzum yok, ülkesini seven herkesin dünyanın herhangi bir yerindeki savaşa kendi ülkesinin taraf olarak müdahalesine karşı durması son derece normal, aksini düşünmek anormal olmalıdır.

'SAVAŞ BAKANLIĞI' YERİNE TAKTİK OLARAK 'SAVUNMA BAKANLIĞI' DENİLİR 

Alman hükümetleri kendi değerlerini test ettirmek ve artırmak için dünyanın çeşitli yerlerinde savaşlara taraf olurlar, işte tam da bu sebeple „Savunma Bakanlığı“ nin ismi bile propaganda taktiği olarak kullanılır, ona „ Savaş Bakanlığı“ denmez mesela, öyle derseniz taraftar toplayamazsınız, Savunma Bakanlığı dersiniz, sanki bir şeyi bir şeye karşı savunuyormuşsun gibi, bunların hepsi tek tek taktiktir, insanları savaşa ve sonuçlarına katlanmaya ikna etme taktiği. Ez cümle; savunma bakanının görevi savaşın gerekçelerini meşru göstermektir yada savaş çıkarmak, savunma yapmak değil! En azından 2. Dünya savaşına kadar bu bakanlığın adı gerçekten „Savaş Bakanlığıydı“, bana göre en azından daha dürüstçe koyulmuş bir isimdi bu, bu gün ise aynı resmi görevi başka bir isim altında yapıyorlar; „Savunma Bakanlığı“.

Açık soruya gelecek olursak; neden Pasifik'e asker gönderiyor; çünkü yeniden dünyada „büyük güç“ olarak varlığını sağlamlaştırmak istiyor, bunun ise tek yolunun kendini askeri olarak varetmek ve uluslararası arenada büyük bir yer edinmek olduğunu varsayıyor. Biliyorsunuz Alman ordusu 2. Dünya savaşına kadar sayıca çok fazla askere sahip büyük bir ordu idi, 1945 ve 1990 arası İtilaf devletleri ve Amerika tarafından NATO'daki askeri gücü elinden alınmıştı, sadece Nato askeri olarak varolma hakkına sahipti, Alman ordusunun kendisine ait bağımsız bir savaş politikası bile yoktu ve dünya güvenlik konseyindeki statüsü yerlerde sürünüyordu, bugün bu resmi radikal olarak yeniden değiştirmek istiyor.

SAVAŞIN TÜRÜ DEĞİŞTİ, EVDEN UZAKTA YAPILAN SAVAŞLAR DAHA KÂRLI

Çünkü savaş dendiğinde Almanya sadece „sınır koruma“ anlayışına sahipti, savaşın ekonomik ve siyasal bir kalkınma yöntemi ve modeli olması fikri Almanların tanımadığı, Fransızlardan, Hollandalılardan ve Amerikalılardan sonradan öğrendiği bir türdür, dünyanın başka yerinde, evden uzakta, ölmek zorunda kalınmadan gerçekleşen, başkalarına yaptırılan savaş deneyimi ve fikri 90'lı yıllardan sonra Afganistan, Somali ve Mali gibi örneklerle yeni yeni öğrenildi, deneyimlendi, işlediğine karar verildi. Politik elitler ise bugün Alman toplumunun büyük çoğunluğu savaşın her türüne karşı olduğu halde, ülke 2 büyük savaşı başlatıp ayağının altındaki zemini dahi kaybettiği halde bu fikri yürürlüğe sokmak istiyor. Bu „büyük delilik“ alman politik elitlerinin en büyük rüyasıdır, savaş başlatarak eski prestijli günlere yeniden kavuşmak. Savaş açarak eski günlere kavuşma fikri delilik değil de nedir...

ALMANYA TÜRKİYE HAKKINDAKİ ILIMLI POLİTİKALARINI SÜRDÜRMEYE DEVAM EDECEK

Pekiyi, Almanya'nın son zamanlardaki Pasifik'teki ya da dünyanın başka yerlerindeki yayılmacı askeri politikalarının Almaya'daki Türk toplumuna ve Türkiye'ye nasıl yansımaları olur sizce?

Bu biraz da Türkiye'nin kendisinde gerçekleşecek olan gelişmelere ve olaylara bağlı, Erdoğan yönetimindei Türkiye kelimenin tam anlamıyla bir düşman haline geldi. Şekil olarak hala NATO'da olmasına rağmen anlayış olarak bütünüyle Nato karşıtı politikalar yürütüyor. İdeolojik olarak da batıdan koptu, ülkeyi daha çok Müslüman Kardeşler düşünce yapısı ve İslamistler yönetiyor, batıyı ise düşman olarak konumlandırmış görünüyor. Şuana kadar iki tarafta durumu kooperatif olarak orta yola sokmaya çalışıyor çünkü stratejik olarak iki tarafın da birbirine bağımlı olduğu noktalar var, mesela Nato, mesela silah satışı gibi..Eğer Türkiye kendi Drone`lerini (Insansiz Hava Araci) üretme işini kotarabilirse bu aralarındaki gerilimli duruma son verecek olan husus olur, çünkü hala silah konusunda bağımlı.

Almanya'ya gelecek olursak; Almanya Türkiye hakkındaki ılımlı politikalarını sürdürmeye devam edecek gibi duruyor, hem Nato'da kalma konusunda, hem de Erdoğan`in zaman zaman yaptığı çıkışları tolare etmeye, köprüler kurmaya çalışıyor.

Almanya`daki Türkiyeliler konusu ise; bu biraz da onların demokrasi anlayışlarına ve bundan ne beklediklerine bakar. Türk vatandaşları seçim zamanı bunu oylarıyla gösterecekler, uzun yıllar burdaki Türkiyeliler Türkiye`nin Avrupa Birliği hayalini çok desteklediler, ama bu isteğin eskisi kadar gerçekleşmesi kolay görünmüyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner67

banner68

banner69

banner71

banner84

banner62

banner3

banner73

banner57

banner11

banner56

banner51

banner58

banner61

banner82

banner27

banner12

banner81