7-8 yaşlarındaki dünyalar tatlısı kız çocuğu kalın yüksek duvarlara dokunup ağlamaklı bir sesle "lingo lingo... lingo lingo..." diye bağırırken aynı duvarların öte tarafında sesi duyan genç adam güvercin telaşıyla koşup duvarlara çarparak ona cevap verir; "şişeler şişeler şişeler şişeler şişeler şişeler..."

"Lingo lingo şişeler" adlı neşeli, bildik sıradan bir türkünün ikisi arasındaki oyun şifresidir bu. Şifre çözülür.

Derken ses geçirmediği zannedilen yüksek kalın duvarlar bu seslere dayanamayıp kağıttan kuleler gibi yıkılmaya başlar. İşte o duvarları önce inşa edip sonra da başında bekleyen silahlı koca koca adamlar, duvarlar yıkılmasın, kendileri de altında kalmasın diye babasını özleyen küçücük çocuğu zorla oradan uzaklaştırmaya çalışırlar! Peki ama neden?! Çünkü bir cezaevidir burası. Cezaevinin kuralları vardır. O kuralları devlet koyar. Devletin yarbayları, yüzbaşıları, askerleri, müdürleri, gardiyanları ve hatta ağa-babaları da o kuralları korur!

"İyi de 7-8 yaşındaki kız çocuğu nereden bilsin bunu?!" deyip kızacaksınız şimdi. Doğrudur! O daha bir çocuk! Hele duvarın öte tarafındaki babası?! Onun da aklı kızının aklıyla yaşıt nihayetinde! Üstelik çocuğun aklı zamanla büyüse de, onunki aynı yaşta kalmaya devam edecek!!... Bu kötü... Hem de çok daha kötü!

xxxxxxxxxxxxxxx

Geçtiğimiz yılın ekim ayında gösterime giren 7. Koğuştaki Mucize adlı filmin tüm kurgusunu sadece bu sahne üzerinden bile anlamak-anlatmak mümkün. Ama filmin her sahnesi aynı derinliğe sahip. Film akli dengesi yerinde olmadığı halde işlemediği bir suçtan dolayı idama mahkum edilen genç bir babayla kızı arasındaki en içgüdüsel, en doğal en olması gereken aşktan bahsediyor. Her aşk(!) filminde olduğu gibi burada da filmin kötü adamları var tabi. Ama filmi izlerken o kötü adamların sadece filmde değil, hemen hemen her evde olduğunu farkederek dehşete kapılmadığımı söylesem yalan olur. Kastettiğim babalık olgusu. İşte "Babalık nedir ya da ne değildir?" sorusunun cevabını bu filmin sonlarına doğru anlayabilirsiniz.

Kötü Adam Yarbay

Genç adam(Memo) yarbayın kızının ölümünden sorumlu tutulur. İktidar ve güç sahibi olan bu yarbay sözde kızının ölüm acısını hafifletmek için intikam hırsıyla yanıp tutuşur. Bu vicdansızlığı aslında sadece onun egosunu tatmin ederken, o babalık olgusundan nasıl uzaklaştığının farkında bile değildir. Ama çevresindeki herkes; mesela cezaevi müdürü Nail, gardiyanlar, emrindeki yüzbaşı Faruk ve erlerin hepsi bunu bilir, yine de korkudan söyleyemezler. Onların gözünde yarbay yarbaydır. Hatta "Allah"(!!) bile sayılır. Ama asla bir baba değildir...

Katil Baba Yusuf

7. koğuşta yatan başka babalar da vardır. Bunlardan biri kendi kızını kendi elleriyle öldürüp bir ağacın gölgesine gömen Yusuf´tur. Yusuf -muhtemelen "namus temizlemek"(!!??) bahanesiyle, yaptığı aptallığın farkındadır artık. Bu yüzden vicdan azabıyla kıvranır. Hiç kimseyle konuşmaz. Artık yaşamak da istemez! Öte yandan ölse bile kızına kavuşamayacağını, ahirette gidecek yeri olmadığını düşünür. Ta ki başka bir mahkum, yani Hafız ona akıl verene kadar. Yaşamasını tavsiye eder ona Hafız, "Yaşa ki başka kız çocuklarına umut olasın, yardım edesin!" der. Yusuf bu aklı beğenir. Ölmeye karar verir ki, hiç olmazsa başka kızlar baba sevgisinden mahrum kalmasın.

"Dini Bütün“ Hafız

Hafız koğuşta , çoğu zaman ezbere konuşan, kendini diğerlerinden ayrı ve özel zanneden "dini bütün" bir mahkumdur. Bu yüzden de sadece Yusuf´a değil, oradaki herkese akıl vermeye çalışır. Ama onun kendi derdi de oğlunun ve karısının ölümüdür. Onların ölümünden kendini sorumlu tutar. Dini bütün bir adamdır. Ama iyi bir baba olamamıştır.

Koğuşağası Askorozlu

Askoruzlu koğusun reisidir(ağası). Gardiyanlar da dahil olmak üzere herkes ondan çekinir. Sadece tek tek sırayla ziyaretine gelmelerine izin verdiği üç çocuğu ve -kendisinin bile çekindiği- kavgacı cazgır bir karısı vardır. Askoruzlu iyi bir adamdır aslında. Canını borçlu olduğu Memo´nun kızıyla bir kere bile olsa görüşebilmesi için elinden geleni yapar. Böylece ona olan borcunu ödeyeceğini sanır. Ama halbuki Memo´ya yardım etmek istemekteki sebebi onun kendi içinde hatırlamaya başladığı babalık olgusudur. Filmin sonlarına doğru, babalık ile reisliğin arasındaki büyük farkı anlar. Açık görüşte, herkesin gözü önünde babalığa teslim olur. Askoruzlu hazır babalığa teslim olmuşken, kavgacı-cazgır karısı da ona sevgisini-şefkatini elini tutarak gösterir. Bizim "Reis"(!) reisliğini unutup ilk kez çocuk gibi hüngür hüngür ağlamaya başlar. Hem de çocuklarının yanında! Nihayet zayıflık zannettiği en güçlü hislerini, yani çocuklarına duyduğu sevgiyi ele verip ruhundaki yükten kurtulur.

Öğretmenin Babası

Mine Ova´nın yani küçük kızın öğretmenidir. Ova´nın küçük yaşına ve daha başka pek çok zorluğa rağmen babasının masumiyetini kanıtlamak için nasıl doğal bir ısrarla çırpındığını görüp ona saygıyla bağlanır, hiç yalnız bırakmaz. Onun küçük bedenindeki büyük cesaretin babasından aldığı doyumsuz sevgiden kaynaklandığını bilir. Hatta birgün ona içini döker. "Benim de babam var, biliyor musun?..." der. "Ama senin babana hiç benzemez. Çok serttir. Sevgisini hiç göstermez. Bunu gizler, çünkü zayıflık olduğunu zanneder. Ona sarılmayı yine de çok isterdim."

Öğretmen Mine´nin söyledikleri insan olma gerçekliğimizdeki babalık olgusunun ne kadar yapay bir otoriteyle gölgelendiğini özetler. Otorite, güc, iktidar iliskileri her babanın evlatlarına olan sevgisini çoktan manipüle etmiştir. Oysa doğal, haklı ve gerekli olan Memo´nun kızına gösterdiği sevgidir. Filmde bunun altı çizilir.

Derken bu yazının ta en başında bahsettiğim o uyduruk duvarlar var ya... Hani kurumlar, yarbaylar, askerler, hele sıkıyönetimler ilan eden devlet falan... İşte onların hepsi Memo´yu dövüp asmaya çalışarak yok etmek istedikleri aşkın karşısında iktidarını yitirir. Çünkü en ağa-baba zannedilen adamların hepsi akli dengesi yerinde olmayan bir babadan babalığı öğrenir. Babalık aşktır. Babalık koruma ve kollamadır. Babalık çocuğu olduğu gibi kabullenme, onu anlama, ona önemli olduğunu hissettirmektir. Babalık çocuğuna hiç rol yapmadan, kendi içindeki sevgiyi olabildiğince aktarmaktır. Korkmayın, bu sevgiden çocuklar ne boğulur ne de şımarır. Sadece yeşerip, açılır, dal budak sarar. Ova gibi kendinden emin, ne istediğini bilen güçlü çocuklar olur.

Filmi bazı sahnelerde nefesimi tutarak çocuklarımla birlikte izledim. Başta babalar olmak üzere büyük küçük herkese ailece izlemelerini önemle tavsiye ederim. Netflix´te var oradan izleyin.

Filmin künyesi:

Film 2013 yılında gösterime giren Güney Kore yapımı Miracle in Cell 7 adlı filmden Türkçe´ye uyarlanmış, son derece başarılı bir çalışma

7. Koğuştaki Mucize olarak ilk Gösterim Tarihi: 11 Ekim 2019

Yönetmen: Mehmet Ada Öztekin

Yapımcılar: Saner Ayar, Sinan Turan

Yazar: Kubilay Tat

Başrol oyuncuları:

Memo: Aras Bulut İynemli

Ova: Nisa Sofiya Aksongur

Köln, 26.08.2020

Makaleler, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Avrupa Postası'nın kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner67

banner68

banner69

banner71

banner84

banner62

banner85

banner73

banner11

banner56

banner51

banner58

banner61

banner82

banner27

banner12

banner81