SAĞLIK:
İnsan sağlığını tehdit eden plastik ürünlerden kaçının

Plastik istilası, denizleri, deniz canlılarını ve insan sağlığını tehdit eden boyutları çoktan aştı.

Denizlerde 150 milyon tondan fazla plastik bulunduğu tahmin ediliyor. Plastik istilası böyle devam ederse 2025’te denizlerde 3 ton balığa karşılık 1 ton plastik, 2050’de ise balıktan çok plastik olacak...

Plastik, karbon bazlı malzemelerden yapılan sentetik bir bileşim. Plastiklerin birçoğu petrolden ve diğer fosil malzemelerden elde ediliyor ve yine çoğu biyoçözünür değil. Yani yüzyıllar boyunca çevreyi kirletmeye devam ediyor. Son araştırmalara göre, derin denizlerden kutuplardaki buzullara kadar birçok yerde plastik atıklara rastlanıyor.

1 KAMYON DOLUSU...

Hürriyet'ten Mesude Erşan'ın haberine göre, dünyada son 50 yılda plastik kullanımı 20 kat arttı. Her sene yaklaşık 12 milyon ton plastik denizlere karışıyor. Yani dakikada bir kamyon dolusu plastik denizle buluşuyor. Okyanuslarda 5 trilyon plastik parçası var. Okyanuslardaki plastiklerin yüzde 70’i batık, yüzde 15’i yüzer durumda ve diğer yüzde 15’i kıyı ve sahillerde bulunuyor. Okyanuslardaki plastiklerin yüzde 90’ının deniz tabanına çökeceği tahmin ediliyor.

Deniz yaşamını en çok etkileyen atık türü, büyüklüğü 5 milimetrenin altında olan mikroplastikler. Mikroplastiklerin bir kısmı, rüzgar, dalgalar veya ultraviyole ışınlar nedeniyle büyük plastik atıkların parçalanması sonucu doğrudan denizde oluşuyor. Mikroplastikler hava, musluk suyu, şişelenmiş su ve tuz, bal ve bira gibi gıda ve içeceklere kadar uzanıyor.

WWF’nin (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) Plastik Kapanından Çıkış Akdeniz Plastik Kirliliğinden Kurtulmak Raporu’na göre Avrupa, Çin’in ardından dünyanın en büyük ikinci plastik üreticisi. Avrupa’da yılda 60 milyon ton plastik üretiliyor. Yılda 27 milyon ton plastik atık ortaya çıkıyor. Geri dönüştürülmüş plastiklerse, plastik talebinin sadece yüzde 6’sına karşılık geliyor. Avrupa’da yılda 150 bin ile 500 bin ton makroplastik, 70-130 bin ton mikroplastik denize atılıyor.

Akdeniz’in açık sularını, deniz tabanını ve kıyılarını kirleten atıkların yüzde 95’i plastik. Akdeniz’e en fazla plastik atık boşaltan ülkeler, sırasıyla Türkiye (günde 144 ton), İspanya (126 ton), İtalya (90 ton), Mısır (77 ton) ve Fransa (66 ton). Türkiye’de yılda ortalama 1.24 milyon ton plastik üretiliyor. Bu plastiğin yüzde 40’ının geri dönüştürüldüğü söyleniyor.

Turmepa Temiz Deniz Derneği’nden alınan bilgilere göre, Marmara Denizi’ndeki her 10 çöpün 1 tanesi plastik, her 7 plastiğin 4 tanesi kara kökenli. Karadeniz’deki her 10 çöpün 5 tanesi plastik, her 5 plastiğin yüzde 50’si yabancı gemiler kaynaklı.

ÇİPURA BARBUN İSTAVRİT!

ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nce 2015 ve 2016’da Mersin ve İskenderun körfezlerinde yapılan çalışmalarda en yoğun tespit edilen plastik türleri, parçacık halde sert plastik, yumuşak plastik ve fiber parçacıklar. 2015’te 28 türe ait 1337 balığın yüzde 58’inin mide ya da bağırsaklarında mikroplastik tespit edildi. Bu parçacıkların yüzde 70’i fiber iplik, yüzde 20.8’i sert plastik, yüzde 2.7’si naylon, yüzde 0.8’i kauçuk ve yüzde 5.5’i ise tanımlanamayan plastik. Plastik tespit edilen balıkların hemen hepsi (çipura, barbun, istavrit gibi) bizler tarafından tüketilen ticari türler.

KİM PLASTİK YEMEK İSTER?

Plastikler, deniz suyunda normalde bulunan toksik bileşenlerin bir milyon katı fazla yoğunlukta zehirli madde içerebiliyor. Deniz canlılarının besin zincirine giren plastik, soframıza da çoktan ulaştı.

Plastikler vücut dokusuna girdiğinde deniz suyunda oldukları duruma kıyasla 30 kat daha fazla kirletici salıyor.

Karaciğere zarar verip hormon yapılarını değiştirebiliyor. Bunun sonucunda hareket, üreme ve büyüme süreçleri etkilenebiliyor. Kansere neden olabiliyor. Plastikler, içerdikleri kimyasallar ile vücudumuzdaki hormonları blokluyor veya taklit ediyor.

Dünya Sağlık Örgütü araştırmacıları, plastikleri ve yapılarındaki kimyasalları endokrin sistem bozucu olarak tanımlıyorlar.

DENİZ TUZUNU DA KİRLETMİŞ

ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet E. Kıdeys şunları söyledi:

"Yediğimiz balıkların çoğunun mide ve bağırsağında mikroplastik buluyoruz. Başka bir araştırma grubu deniz tuzlarına baktı. Tuzda da mikroplastik saptadı. Mikroplastikler balıkların karaciğerine kadar girdi. Onlara geçiyorsa, insanlara da geçme ihtimali yüksek. Plastik kirliliğine karşı devlet, sanayi, halk el birliğiyle bir an önce harekete geçmek gerekiyor. Müfredata çevreyle ilgili güncel konular mutlaka eklenmeli."

TEK KULLANIMLIK PLASTİĞE DUR DE

TURMEPA (Deniz Temiz Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Şadan Kaptanoğlu şunları kaydettii:

"Bir kez kullanılıp atılan plastikler tüketimimizin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Plastik kirliliğini durduracak son nesil olarak, iş dünyasının, markaların, perakendecilerin, üreticilerin, hükümetlerin, vatandaşların ve sivil toplumun bu sorumluluğu paylaşmasını ve çözüm için adım atılmasını önemsiyoruz. Ve mavi denizler için harekete geçmek adına ‘Önce tek kullanımlık plastiğe dur de’ diyoruz."

O ÇÖP KOVASI DEĞİL, KUŞUN KURSAĞI

Greenpeace Akdeniz Denizler Projesi Sorumlusu Can Mehmet Doğru ise şöyle konuştu:

"Kana kana su içip iki dakika sonra attığınız bir plastik su şişesini düşünün. O plastik şişeyi attığınız yer aslında çöp kovası değil. Orası bir deniz kaplumbağasının midesi ya da bir deniz kuşunun kursağı. Çünkü plastiklerin yolculuğu maalesef denizlerde son buluyor. Kullandığımız her plastiğin Akdeniz’deki bir deniz kaplumbağasının midesine gitme ihtimalini fark etmeye ve tek kullanımlık plastikleri reddetmeye çağırıyoruz."

DÜNYANIN PLASTİK ADALARI

Okyanuslarda plastik atıklarının toplandığı beş plastik ada var. Bunlardan ikisi Büyük Okyanus’ta. İkisi Atlas Okyanusu’nda, biriyse Hint Okyanusu’nda, Akdeniz ise altıncı en büyük deniz çöpü birikim alanı. Büyük plastik parçaları balinalar, kaplumbağalar ve deniz kuşları gibi türlerin boğulmasına neden oluyor. Küçük parçalarsa deniz hayvanları tarafından yiyecek sanılıp yeniyor ve bu hayvanların zehirlenmesine ve boğulmasına yol açıyor.

Her yıl Akdeniz’e gelen 200 milyondan fazla turist, yaz aylarında deniz kirliliğinde yüzde 40 artışa neden oluyor. Akdeniz üç kıtayla çevrili, yarı kapalı bir deniz. Bu coğrafi özelliğe yoğun beşeri faaliyet de devreye girince ‘plastik kapanı’ oluşuyor. Akdeniz’in açık sularında, deniz tabanında ve kıyılarda biriken atığın yüzde 95’i plastiklerden oluşuyor.

100 BİNDEN FAZLA CANLI ÖLÜYOR

Greenpeace verilerine göre, büyük plastik parçaları balinalar, kaplumbağalar ve deniz kuşları gibi türlerin boğulmasına neden oluyor. Her yıl 100 binden fazla deniz memelisi ve kaplumbağası plastikler sebebiyle ölüyor. Küçük plastik parçaları ise deniz hayvanları tarafından yiyecek sanılıp yeniyor. Bilim insanları 700 deniz canlısı türünün okyanuslardaki plastiklerden etkilendiğini belirtiyor. Deniz kuşlarının yüzde 90’ının, deniz kaplumbağalarının üçte birinin midesinde plastik var. Balina ve yunus balığı türlerinin yarısından fazlası plastik ‘tüketiyor’.

Ortalama 4 yıl kullanılan ancak genellikle sadece bir defa kullanılıp atılan plastik ürünlerin denizde çözünmeden kalma süreleri ise, sigara izmariti söz konusu olduğunda 5 yıl, plastik torba için 20 yıl, plastik bardak için 50 yıl ve misina için 600 yıl...

Türkiye'de 2017'de çıkan Ambalaj Atığı Kontrol Yönetmeliği'ne göre plastik üreticileri ve endüstriyel kullanıcılar üretimlerinin yüzde 54'ünü geri dönüştürmek zorunda. 2020'den sonra bu oran yüzde 56'ya çıkıyor.

BUNLARI YAPABİLİRSİNİZ

Plastik yerine biyoçözünür veya geri dönüştürülmüş malzemelerden oluşan ürünleri tercih edin.

Tek kullanımlık plastik ürünlerden kaçının.

Gıda saklamak için plastik streç film, poşet veya saklama kapları yerine cam kullanın.

Kozmetikte ürünün içindeki maddeleri kontrol edin. Polietilen, polipropilen, polivinil klorür... Bunların tamamı plastik.

Ambalajlanmamış ürünler satın alın.

2 DAKİKALIK KULLANIM İÇİN DEĞER Mİ

Plastik tüketiminin ortalama yüzde 40’ını iki dakika kullanıp attığımız tek kullanımlık plastik ürünler oluşturuyor. Örneğin plastik torba, plastik bardak, çatal, bıçak gibi. Yani plastikle savaşta bireysel çaba oldukça önemli. Türkiye’de bu bireysel çabalara devletin de desteği söz konusu. Türkiye, 31 Aralık 2019’a kadar plastik poşet kullanımını yılda kişi başına 90, 2025’te ise 40’a düşürmeyi hedefliyor. 2023’te ise ambalaj atıklarında yüzde 65 ve geri dönüştürebilir atıklarda yüzde 35 oranında geri dönüşümü amaçlıyor. 1 Ocak 2019 itibariyle Türkiye’de de plastik poşetler ücrete tabi olacak.

UZMANLAR UYARIYOR...

Öte yandan Milliyet gazetesi yazarı Gürkan Akgüneş de, bugünkü köşesinde, "Dünyadaki tüketim sınırı ilk kez bu kadar çabuk aşıldı" diye belirtti. 

Akgüneş, "Dünyanın 1 yıllık doğal kaynağını 1 Ağustos günü itibarıyla tüketmiş olacağız. O günden sonra da gelecek yılın kaynaklarıyla 2018’i tamamlayacağız" derken, "Hep ekolojik borçla dönüyor yani dünya. Böyle dönmeye devam ederse de 1.7 dünyaya ihtiyaç var" diye ifade etti.

Akgüneş, "Uzmanlar uyarıyor; 2023’te mevcut su rezervimizin tümünü kullanmak zorunda kalacağız. 5-10 yıla su krizi kapımızda. Yağmur hasadını ciddi ciddi konuşma vakti geldi de geçiyor bile" diye de belirtti.

Akgüneş'in yazısı şu şekilde:

"Dünyadaki tüketim sınırı ilk kez bu kadar çabuk aşıldı! Küresel Ayak İzi Ağı’nın verilerine göre 1 Ağustos itibarıyla gelecek yılın kaynaklarıyla 2018’i tamamlayacağız.

Düşünün; 365 gün için ayırdığınız bir paranız var. 'Amaan bir daha mı gelicem dünyaya' deyip hovardalık yapıyorsunuz ve paranız 212 günde bitiyor. İhtiyacınız olan parayı yeniden bulmanız da mümkün değil. Ne yaparsınız? 

İnsanlık bugün bu soru ve sorunla karşı karşıya. Çünkü, dünyanın 1 yıllık doğal kaynağını 1 Ağustos günü itibarıyla tüketmiş olacağız. O günden sonra da gelecek yılın kaynaklarıyla 2018’i tamamlayacağız. Küresel Ayak İzi Ağı’nın verilerine göre tüketim sınırı dünyada ilk kez bu kadar çabuk aşıldı. Zira, 30 yıl önce 15 Ekim’e kadar yetiyordu. Bugün ise temmuz ayını zor tamamlıyoruz. Hep ekolojik borçla dönüyor yani dünya. Böyle dönmeye devam ederse de 1.7 dünyaya ihtiyaç var. 

Zaten ekolojik dengedeki bozulmanın etkileri bu tabloyu fazlasıyla hissettiriyor. Daha yeni bir gecede 40 bin şimşek yaşamadık mı. Sabah 40 derecede kavrulduğumuz günün gecesinde hem de. Aşırı sıcağın etkisiyle çıkan orman yangınlarını görüyorsunuz. Kitlesel ölümler yaşanıyor. Şehirler, ülkeler susuzluğun pençesinde... Ama aniden bastıran sağanak 2-3 aylık yağışı birkaç saatte döküyor toprağa. Fakat ne su kalıyor o yağmurdan geriye ne de bereket. İşte, en önemli doğal kaynağımız su için artık kritik eşikteyiz. Uzmanlar uyarıyor; 2023’te mevcut su rezervimizin tümünü kullanmak zorunda kalacağız. 5-10 yıla su krizi kapımızda. Yağmur hasadını ciddi ciddi konuşma vakti geldi de geçiyor bile. 

TOPRAĞI SÜNGER YAPABİLMEK

Nedir yağmur hasadı? Yağmur suyunun tutularak toprakta ya da depolarda biriktirilmesi yöntemi. Yağışla yüzey akışına geçen suyu toprakta tutabilmek temel yaklaşım. Çünkü su toprakta hapsedilirse su ve besin döngüsü zarar görmüyor ve hayatın devamlılığı sağlanıyor. Zaten aksi durum, filmin sonu demek. Ama suyu tutabilmek için de toprağın adeta bir sünger gibi olması gerekiyor. Böyle olursa toprak tek seferde büyük miktarda suyu bir sünger gibi emip çok yavaş geri salıyor ve yeraltındaki canlılık artıyor. Fakat mevcut tarım yöntemi, kimyasal kullanımı ve işlenme şekli toprağı büyük oranda fayansa çevirmiş durumda. Zaten nüfusun yüzde 80’inin yaşadığı kentlerde toprak bulmak ne mümkün. Asfalt ve beton denizinde yaşıyoruz nihayetinde. İhtiyacımız olan yağmur da selle, hayatın felç olmasıyla, ulaşımın aksamasıyla anılıyor şehirlerde.  

YILDA 60 TON

Bu süreci en azından kentte yağmur hasadıyla onarabiliriz. Peki bu, bize ne kazandırır? Hesap basit. Ankara’da yaşıyorsanız 100 metrekarelik çatınızdan yıllık ortalama 30.4 ton su biriktirebiliyorsunuz. Bu da 2 kişilik bir ailenin yıllık su ihtiyacının üçte biri demek. Bu suyla 5 bin kez sifon çekip, 593 kere çamaşır yıkanabiliyor. İstanbul’da ise yıllık yağış miktarı Ankara’nın neredeyse iki katı. Bu da, İstanbul’da 100 metrekarelik bir çatıdan yılda ortalama 50-60 ton su hasat edilebileceğini gösteriyor. İstanbul’da 1.5 milyondan fazla bina olduğunu göz önüne aldığımızda nasıl büyük bir potansiyeli kanalizasyona gömdüğümüzü varın siz düşünün. 

Hal böyleyken ‘Su akar Türk bakar’ denildiğinde kimse kızmamalı. Çünkü Doğu Karadeniz Bölgesi hariç tüm bölgeler ‘yaklaşan fiziksel su kıtlığı’ kategorisinde. Bizse o suyu bugün çatılarda, asfaltta, betonda heba ediyoruz. ‘Günah keçisi’ilan ettiğimiz yağmurla hızla barışmamız, şehirlerde onu toprakla buluşturacak çözümler bulmamız şart."

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
nocapulcu 5 ay önce

toplum cevre korumasi degil, gecim ve can güvenligi derdinde,

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner67

banner68

banner71

banner62

banner56

banner51

banner14

banner58

banner61

banner27

banner12

Griple mücadelede renkli besinler bağışıklığı...
Bugünlerde pek çoğumuz soğuk algınlığı ve griple mücadele ediyoruz.

Haberi Oku