»Yeni Dünyanın Partizanları«

Türkiye ve Ortadoğu uzmanı Alman tarihçi Dr. Nick Brauns ile Hessen eyaleti Rosa Luxemburg Vakfı Sorumlusu yayıncı Murat Çakır Türkiye’deki solun tarihini eleştirel yönden analiz eden‚ Yeni Türkiye’nin Partizanları. Türkiye’deki Sol ve İşçi Hareketinin Tarihi’ üzerine yeni bir kitap yayımladılar. Eleştirel bir tarih anlayışı ile kalem alınan kitapta yazarlar geleceğin sol hareketin şekillenmesine de ışık tutacağına inanıyor.

Avrupa Postası olarak yazarlar ile kitap üzerine söyleşi gerçekleştirdik.

Avrupa Postası: Bu kitabı neden kaleme aldınız?

Murat Çakır: Çünkü sosyal mücadelelerdeki zengin deneyim birikimine Türkiye gibi az ülke sahip olduğundan. Yelpaze grevlerden, fabrika işgallerine, gerilla savaşından 2013’deki Gezi Direnişine ve halk meclislerinin oluşturulmasından Kürt kentlerindeki özyönetim deneyimlerine kadar geniş. Gerçi Türkiye’deki çeşitli tarihçilerin ve eski sol aktivistlerin kimi örgütler üzerine veya tarihsel devirler üzerine yayınlanmış hayli yapıtları bulunuyor. Ancak, görebildiğimiz kadarıyla Türkiye’deki sol ve işçi hareketinin 19870’lerdeki başlangıcından bugüne dek kapsayıcı bir çalışma bulunmuyordu. Biz bu açığın kapanmasına katkıda bulunmak istedik. Kitabın ana bölümü, tarafımızca kaleme alınan sol ve işçi hareketinin yaklaşık 150 yıllık tarihsel dökümünden oluşmaktadır. Burada sol hareketlerin gelişimini Türkiye’nin siyasî ve sosyoekonomik gelişimi ile karşılıklı etkileşim içerisinde resmetmeye çalıştık – yani, kitabımız Türkiye’nin alternatif tarih yazılımı olarak da okunabilir. İkinci bölümde özgün konulara yer veriyoruz. Brigitte Kiechle sol ve feminist hareket veya kadın hareketi arasındaki gerilimsiz olmayan ilişkiyi araştırdı ve kaleme aldı. Hollandalı bilim insanı Joost Jongerden PKK’nin nasıl yenilgilerden– örneğin Türkiye solunun 1970’lerdeki veya reel sosyalizmin seksenli yıllardaki yenilgilerinden – öğrendiğini ve kendisini nasıl yeniden icat ettiğini anlatıyor. Bilhassa Abdullah Öcalan’a yönelik komplodan sonra örgütün Marksist-Leninist yönelimli ulusal kurtuluş hareketinden, kadının kurtuluşuna ve cins eşitliğine özel vurgu yapan kapsamlı özgürlük hareketine dönüşümünü içeren paradigma değişimini. AKP yönetimi altında çalışan sınıfların durumuna, sendikal hareketin gelişimine ve 2010 TEKEL direnişi veya 2015 »Metal Fırtınası« gibi, son yılların direnişlerine Alp Kayserilioğlu ve Volkan Yaraşır değiniyorlar.

Avrupa Postası: Bugüne kadar böylesi bir kitabın Türkiye’de şimdiye kadar yazılmayışını nasıl açıklıyorsunuz?

Nick Brauns: Türkiye’deki radikal solun 1970’lerden bu yana devam eden hikâyesi, bitmiş bir bölüm değildir. Bugün aktif olan radikal sol örgütlerin, ki PKK dahil, kökleri devrimci gençlik hareketine ve 68’lilere dayanmaktadır. Bilimsel bir çalışma bu noktada çok çabuk sınırlarına ulaşmaktadır – gerek kendi geçmişlerini tarafsız analiz etmek istemeyen örgütler, gerekse de illegal grupları hâlâ kovuşturan Türk devletinin koyduğunu sınırlara. Hâlâ bir çok insan 1980’lerdeki siyasî faaliyetleri nedeniyle mahkeme önüne çıkartılmaktadır. Ve bugün kim PKK’nin tarihini bilimsel olarak araştırmak istiyorsa, sadece kitaplarına el konulmasını değil, aynı zamanda hapse atılma rizikosunu taşımaktadır. Aynı şekilde başarısız olan darbe girişiminden sonra Barış için Akademisyenler gibi solcu bilim insanlarının üniversitelerden atılmaları da, önümüzdeki dönemde solun ve işçi hareketinin tarihi gibi muhalif konular üzerine bilimsel çalışma yapmanın zor olacağını gösteriyor.

Avrupa Postası: Kitabınız Türkçeye çevrilecek mi?

Nick Brauns: Öncelikle Berlin’deki Die Buchmacherei yayın eviyle küçük, ama işçi hareketinin ve sosyal mücadeleler tarihi ile somut ütopilere angaje bir yayın evini bulduğumuz için müteşekkiriz. »Buchmacher«ler on yıllardır işçi ve sendika hareketinde aktif olan sosyal aktörler. O açıdan ve Almanya’da Türkiye’deki solun tarihiyle ilgilenen bir yayın evi bulmak zor olması nedeniyle, kendimizi şanslı buluyoruz. Ama elbette, kitabımızın kısa zamanda Türkçeye çevrilmesini de ümit ediyoruz. Çünkü Kürdistanlı ve Türkiyeli sol içerisinde de kendi tarihleri veya Türkiye’nin farklı bölgelerindeki gelişmelerle ilgili bilgi eksiklikleri var. Örnek vermek gerekirse: 1979/80 yıllarında Karadeniz’deki Fatsa ilçesinde yurttaşlar mahalle meclislerine dayanan bir özyönetim kurdular. O zamanlar itici güç Dev-Yol’du. Fatsa, Türkiye’nin farklı yerlerindeki iç savaş benzeri ihtilaflar ve iktisadî kriz karşısında krizden ilerici bir çıkışın yolunu gösteriyordu. Ancak Fatsa bu özelliği nedeniyle egemenlere büyük bir tehdit oluşturmaktaydı, ki orduyla müdahale ettiler. Fatsa deneyiminin yok edilmesi 12 Eylül askeri darbesi için son provaydı. O dönemler Fatsa’da doğrudan demokrasi olarak gerçekleştirilenlerin bir çoğu, Kuzey Kürdistan kentlerinde de gerçekleştirilen, ancak askerî şiddetle bastırılan özyönetim deneylerine benzemektedir. Maalesef Fatsa deneyimlerini bilen Kürt devrimci sayısı az. Diğer taraftan da bir çok yaşını almış solcu Türk Fatsa’yı iyi anımsarlarken, Kürt kentlerinde de benzeri bir deneyin gerçekleştirildiğini görmediler, bölücü bir proje olarak algıladılar.

Avrupa Postası: Türkiye sosyalizminin tarihi bir çok Türkiyeli solcu için, Mustafa Suphi tarafından 1920’de kurulan Türkiye Komünist Partisi ile başlıyor. Siz kitabınızda Osmanlı İmparatorluğundan başlıyorsunuz. O zamanlar neler vardı?

Nick Brauns: Kitabımızda, Türkiye’de uzun bir süre unutulmuş olan daha eski sosyalist gelenekler olduğunu gösteriyoruz. Sosyalist ve hatta anarşist fikirler 19. Yüzyılın son çeyreğinde Batı ve Güney Avrupa’dan gelen ve örneğin demiryolları inşaatlarında teknik eleman olarak istihdam edilen yabancı göçmen işçiler üzerinden Osmanlı İmparatorluğu’na taşındılar. İlk sendikal oluşumlar bu çevrelerde oluştu. Osmanlı sosyalizmi önce Hıristiyan ve Yahudi azınlıklar arasında yaygınlaştı. Örneğin Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk sosyalist partisi Ermeniler tarafından kuruldu ve onlar Marx ve Engels’in Komünist Partisi Manifestosunu yaygınlaştırdılar.1908 Jöntürk devriminden sonra işçi hareketinin en faal olduğu yer çok kültürlü Selanik’ti. Çünkü Selanik, Osmanlı İmparatorluğu’nun en sanayileşmiş bölgesiydi. Yahudi ve Bulgar sosyalistlerince kurulan Selanik Sosyalist İşçi Birliği, Türkiye’nin ilk kitlesel proleter örgütüydü – ancak Balkan savaşlarından sonra Yunanistan işçi hareketinin parçası oldu. Çoğunluğunu Sünni Türklerin oluşturduğu ilk sol örgüt ise, Hüseyin Hilmi tarafından kurulan ve sosyal demokrat ve İslami düşünceleri birleştirmeye çalışan Osmanlı Sosyalist Partisiydi.

Avrupa Postası: Kitabınızı aralarında Paramaz olarak tanınan Matteos Sarkisyan bulunan devrimcilere adamışsınız. Paramaz kimdi?

Murat Çakır: Ermeni sosyalist Paramaz ve Hınçak Partisinin diğer 19 yöneticisi, Türkiye’nin ilk sosyalist şehitleridirler, ki Kadir Akın onların hikâyesini kitaplaştırdı ve belgeselini çekti. 1915’de İstanbul’da asıldılar. Paramaz dar ağacındayken »Bedenimizi yok edebilirsiniz, ama ideallerimizi asla. Bu ideal yakın gelecekte gerçekleşecektir ve tüm dünya bunu görecektir. İdealimiz sosyalizmdir« diye son sözlerini söyledi. Türk milliyetçiliğinden etkilenen sol bu mirası uzun bir süre anmazken, Ermeni milliyetçileri katledilen bu enternasyonalistleri kendi çıkarları için kullanmaya çalıştılar. 2014’de Kobani’de düşen MLKP militanı ve enternasyonalist Suphi Nejat Ağırnaslı mücadele ismi olarak Paramaz adını aldı. Kitabımızı ona da atfediyoruz. Ayrıca kitabımızı Türk istihbaratınca katledilen Kürt devrimci Sakine Cansız ile, Gezi Direnişi esnasında »kırmızı fularlı kız« diye tanınan ve Kuzey Suriye’de DAİŞ’e karşı bir enternasyonalist olarak savaşırken düşen Ayşe Deniz Karacagil’e de adıyoruz. Bu dört partizan, yaşamlarını Kürdistan ve Türkiye’de özgürlük ve sosyalizm için veren çok sayıdaki devrimciyi temsil etmektedirler.

Avrupa Postası: Türkiye’deki solun tarihi aynı zamanda trajik yenilgiler tarihidir. Siz, solun hatalarını nerede görüyorsunuz?

Murat Çakır: Bu soru bir kaç cümle ile yanıtlanamaz. Ama bir kaç ana başlık vermek gerekirse, genç Komünist Partisinin Sovyetler Birliği dış politikasına bağımlılığını, Kemalizm ile arasına mesafe konulmamasını, ki bu öylesine ileri gitmiştir ki, 1960lı yıllarda bir çok solcu ordu üzerine illüzyonlara sahip olmuş ve darbe beklemişlerdi, sayabiliriz. Bunların yanı sıra, 1970lerde darbenin geldiği bilinmesine rağmen kendilerine zarar veren akım ihtilaflarını ve nihâyetin kim sol akımlarda bugüne dek Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkına yönelik reddeden ve yeniden solu bölen ve zayıflatan tutumları sayılabilir.

Avrupa Postası: Alman-Türk Silah Kardeşliği söylemi ile Almanya ve Türkiye egemen sınıfları arasında 150 yıldır devam eden stratejik işbirliği tanımlanmakta. Peki ama iki ülkenin sosyalistleri arasındaki ilişki ne durumda?

Nick Brauns: 1920’de Türkiye Komünist Partisini kuranlar arasında Türk Spartakistleri olarak anılanlar da vardı. Bunlar, Birinci Dünya Paylaşım Savaşı esnasında Jöntürkler tarafından Almanya’ya öğrenime gönderilen, ama 1918/19 Kasım Devriminin ve Spartakus Ayaklanmasının etkileri altında sosyalizme yönelen öğrencilerdi. Türkiye’de halen yasaklı olan TKP’nin yönetimi 1950li yıllardan, 1980 sonundaki likidasyonuna dek Leipzig’deydi. Türkçe yayın yapan komünist Bizim Radyo da Demokratik Alman Cumhuriyeti’ndeydi. Batı Almanya’ya gelen yüz binlerce »misafir işçinin« arasında Türkiye’deki sol örgütlerin sempatizanları da bulunmaktaydı ve bunlar sendikalarda ve derneklerde örgütlendiler, hatta 1970lerde gerçekleştirilen bir dizi işgal ve grev hareketinde öncü rol üstlendiler. 1980 darbesi sonrasında çok sayıda politik mülteci geldi. Kürdistan ve Türkiye solu, Türkiye dışında başka ülkede olmadığı kadar Almanya’da güçlü. Federal hükümetin Türkiye ile olan stratejik ilişkileri nedeniyle bir çok Kürdistanlı ve Türkiyeli solcu, sınırları aşan bir kovuşturma ile karşı karşıya. PKK ve DHKP-C yasakları devam ediyor ve yaklaşık 20 Kürdistanlı ve Türkiyeli devrimci siyasî tutsak olarak Alman hapishanelerinde tutuluyorlar. Münih’te on Türkiyeli komünist, TKP/ML üyeliği suçlamasıyla mahkeme önünde. Hatta kısa bir süre önce Eyalet İçişleri Bakanları Konferansı tanınmış sol müzik grubu Grup Yorum’un Almanya’daki konserlerini yasaklamayı dahi tartıştı. Kitabımızla Alman solu ve sendikalarının baskı altındaki Kürdistanlı ve Türkiyeli devrimcilerle olan dayanışmalarının güçlendirilmesine de katkı sunmak istiyoruz.

Avrupa Postası: Kitabınızda sadece Türkiye solunu dayanışmacı-eleştiren bir biçimde ele almıyorsunuz, aynı zamanda Kürt Özgürlük Hareketini de. Eleştirdiğiniz noktalar nelerdir?

Murat Çakır: Nihâyetinde bu soru da kısa cümlelerle yanıtlamaz. Belki kitabın son sözüne atıfta bulunarak, kısaca şunu söyleyebiliriz: Biz, Abdullah Öcalan’ın »Demokratik Konfederalizm« üzerine olan görüşlerinin tarihsel-maddeci bir eleştiriyi gerekli kıldığına inanıyoruz. Kitabın son sözünde yerin elverdiği ölçüde bunu yapmaya çalıştık, ancak aynı zamanda da reel kazanımların, bilhassa Rojava Devriminin kazanımlarının teslim edilmesini ve öne çıkarılması gerektiğini vurguladık. Dayanışmacı eleştirimizde Abdullah Öcalan’ın konseptinin radikal demokratik içeriğine ve kapitalist olmayan hedeflerine rağmen »daha iyi bir sosyalizm« olmadığını gösteriyoruz. Çünkü, üretim ilişkilerinin rolünü dikkate almayan, en azından yeterince değer vermeyen, burjuva-kapitalist özel mülkiyetin toplumsallaştırılmasını ve ekonomik sömürü ilişkilerinin ortadan kaldırılmasını öngörmeyen bir modelin, kapitalizmin ve ulus devletin aşılması için reel önkoşulları yaratamayacaktır. Buna rağmen; biz Öcalan’ın fikirleri ve Kürt Özgürlük Hareketinin pratiği ile kritik ilginin ancak ve ancak Öcalan’ın yaklaşık 20 yıldır tecritte olduğu, kitaplara kısıtlı ulaşımı ve hapishane dışındaki kişilerle entelektüel alışverişi yapamadığı dikkate alındığı takdirde anlamlı olacağına inanıyoruz. O nedenle Öcalan’ın fikirlerine yönelik yapıcı eleştirinin ve bu fikirleri geliştirmenin sorumluluğunun öncelikle Öcalan taraftarlarında olduğunu belirtiyoruz. Kanımızca Marksistler ve Öcalan taraftarları arasında karşılıklı görüş alışverişi, diyalog ve karşılıklı öğrenme gereklidir. Biz de kitabımızla bunun için dayanışmacı-eleştirel bir katkı sunmayı amaçlıyoruz.

Nikolaus Brauns / Murat Çakır (Hg.): Partisanen einer neuen Welt – Eine Geschichte der Linken und Arbeiterbewegung der Türkei

Die Buchmacherei, Berlin 2018, 528 Seiten; ISBN 978-3-9819243-4-3

20 Euro

Direktbestellung (zzgl. Porto) an: [email protected]

Dr. Nick Brauns: 1971 ylında Almanya’nın Münih kentinde doğdu. Münih Ludwig-Maximilian Üniversitesi’nde tarih ve siyaset bilimi dersleri aldı, aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. On yıldan beri de Berlin’de Federal Meclis Sol Parti Milletvekili Ulla Jelpke’nin bürosunda ‚bilimsel danışman’ olarak görev yapmaktadır. Almanya’da günlük yayınlanan Junge Welt adlı sosyalist gazetede Türkiye ve Ortadoğu konusunda makaleler yazan Brauns, Suriye, Irak ve Türkiye tarihini yakından tanıyan bir gazeteci ve tarihçi. Brauns’ın yayımlanmış çok sayıda kitabı ve yazıları bulunmaktadır.

Dr. Murat Çakır: 1960 yılında İstanbul’da doğdu. Hessen eyaletindeki Rosa-Lüksemburg Vakfının da kurucusu olan yazar ve çevirmen Çakır 16 yaşından itibaren politik aktiftir. Yeni Özgür Politika adlı gazetede Türkiye, Kürt sorunu ve Ortadoğu’daki gelişmeler ile ilgili yazılar yazan Çakır’ın ‚Rus devrimi üzerine Makaleler’, ‚ Milliyetler Sorunu ve Özerklik’ adlı kitapları ile çok sayıda yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner67

banner68

banner71

banner3

banner73

banner57

banner11

banner56

banner51

banner14

banner58

banner61

banner27

banner59